You know, you love me. XOXO Gossip Girl
 
AnasayfaAnasayfa  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Nicholas Eric Cartier

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Nicholas Eric Cartier
St.Jude IV.Sınıf
St.Jude IV.Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 3
Kayıt tarihi : 21/07/10

Şöhret
Puan: 0

MesajKonu: Nicholas Eric Cartier   Çarş. Tem. 21, 2010 5:45 pm


#Nicholas Eric Cartier

#Nicholas Bemberg
#Büyüdüğüm ortamdan dolayı sanırım her zaman bir işin en kötüsüne hazırlıklıyımdır. İdolüm babamdır onun çoğu özelliğini yansıtırım; sabırlıyımdır, hırslıyımdır, kararlıyımdır, inatçıyımdır, soğukkanlıyımdır, ikiyüzlüyümdür, acımasızımdır ve duygularımın kontrolü ele almasına izin vermem… Bunu dışında annem ve babamın onaylamadığı bir sürü özelliğim vardır örneğin kibirli, havalı, baş belası serserinin teki olmam. Ama ne diyebilirim ki; ben buyum ve ben bu özelliklerim sayesinde olduğum yere geldim… Bunların hepsini bir kenara attığımızda kalbimde o kadar da kötü biri değilim; ailemi gerçekten severim ve onlar için her şeyi göze alabilirim… Tutkularımın beni yönlendirmesine izin veririm ve kızlarla takılmayı severim.

#Annesi Kati Fransız Mortiner ailesinin en büyük kızıdır, babası Alex ise Cartier'lerin tek oğludur. İkili okulda tanışırlar ve üniversite eğitimlerini Amerika'da görürler. Gizli bir ilişkileri vardır ve birbirlerine aşıktırlar. Alex aile şirketi nedeniyle New York'a geçer ve bu gelişme üzerine Kati de onun yanında NY'de yaşamaya başlar. İkili evlenirler ve kısa bir süre sonra Nicholas doğar. Kısacası Alex ve Kati'nin aşkının meyvesidir Nic.
#Öğrenci

#
*Başka bir karakter için yazmıştım.Takım arkadaşlarımla beraber soyunma odalarına yürüyorduk. Hepimiz gülüyor ve konuşuyorduk ya da bunu yapmaya çalışıyorduk çünkü gözlerimizdeki büyük sıkıntı dikkate değerdi. Sıkıntılı olmamız normaldi; aylarca yaptığımız sıkı antrenmanlar ve zorlu maçların sonunda finaldeydik. Arkadaşlarımın bana nasıl baktıklarını görüyordum; gözlerinde endişe vardı ve haklılardı. Yaptığım şey çok saçmaydı. Bir kaç gün önce hayatımın en aptal hatasını yapmış ve ölüm yiyenlerin odak noktası olan bir bara girip sarhoş olmuştum. Sonrası ise çok hızlı gelişmişti. Benden bir kaç yaş büyük ve tanıdığım bir Slytherin ile asalarımızı atıp kavga etmiştik. Sonuç olarak çocuk benden biraz daha güçlüydü ve beni kanlar içinde bırakmıştı; kaburgalarımdan bir kaçı ise pekiyi bir durumda değildi.

Soyunma odasına girdiğimizde gömleğimi arkadaşlarımın çıkaramayacağımı biliyordum; arkadaşlarım göğsümün ne halde olduğunu görse beni maça çıkarmazlardı. Herkes giyinirken bir kenarda oturmuş onları bekliyordum.
"Giyinmeyecek misin?" diye soran yakın arkadaşım Daniel'dı. Göğsümün ne halde olduğunu bilen tek kişi oydu çünkü beni hızla kurtarmıştı kavgadan. Gözlerim yediğim yumruklardan dolayı kapanırken griye yakın sarı saçları karanlığın içinde ayın insanlara yol göstermesi gibi bana yol göstermişti. Elimi göğsüme götürdüğümde ne demek istediğimi hızla anladı. Yinede giyinmek zorundaydım. Giysilerimi elime aldım ve duşlara gittim. Üzerimdeki gömleği çıkarırken bile zorlanmıştım. Nihayet formamı giydiğimde herkes hazırdı. Süpürgeyi elime aldım ve dışarı adımımı attım. Takımımızın adı söylendi ve toplar atıldı. Altın snitch bırakıldığı anda peşinden gitmeye başladım. Normalde bana sorun çıkarmayan rüzgâr bugün deli gibi esiyordu. Rüzgârın yaptığı hafif baskı bile göğsümü ağrıtmaya yetiyordu. Bunun dışında yağan yağmur mermi gibi yüzüme çarpıyordu. Bazı damlalar o kadar büyüktü ki yüzüme delip geçecekmiş gibi geliyorlardı bana.

Rakip takımın arayıcısı Jen'di. Onu okuldan tanıyordum ve bildiğim kadarıyla gerçekten hızlı bir arayıcıydı. Altın snitch'in peşinden giderken neler olduğunu anlamakta zorlanıyordum. Göğsüm gerçekten çok acıyordu ve bazen bayılacak gibi oluyordum. Bu anlarda skor tahtasına bakıyordum. İki takımda berabereydi. Bu beraberliği bozmak neredeyse imkânsız olacaktı; iki takımda gerçekten çok iyiydi çünkü. Arkamdan bağırışlar duyabiliyordum, Daniel ve diğerleri benim bayılmamı engellemeye çalışıyordu. Sanki arayıcılar hariç kimse bir şey yapmaya çalışmıyordu. Zaten asıl maçta Jen ve benim aramdakiydi. Altın snitch bir an gözlerimin önünde durdu. O anda elimi uzatıp onu tutabilirdim. Elimi kaldırıp ona uzandığımda snitch yerinden kıpırdamadı. Sanki onu kavrayabilecek gücümün olmadığının farkındaydı. Elim kanatlarına değdi. Snitchi kavramaya çalışırken etrafım yavaşça kararmaya başladı. Görüşüm tamamen karanlık ve bulanık bir hale geldiğinde snitch’in elimde olmadığına emindim. Bir an gözlerimi açtım; süpürgeden aşağıya düştüğümü hissedebiliyordum ama hiçbir şey yapamadım. Beynim çevremde olanların farkındaydı; birileri adımı söylüyor ve hakem düdük çalıyordu. Çevremdekilerin farkında olmam onlara cevap verebildiğim anlamına gelmiyordu elbette. Beynim başka şeylerle meşguldü; sarhoş olduğum gece beynimde tekrar ve tekrar dönüyordu.

Kahkahalarımızla çınlayan karanlık ve dar bir sokağı yavaşça arkamızda bırakmıştık. Yeni girdiğimiz sokak barların ışıklarından dolayı pırıl pırıldı ve konuşurken birbirimizi duyamayacağımız kadarda gürültülüydü. Buraya bir kutlama yapmaya gelmiştik. Kutlamanın nedeni belliydi elbette; finale geçmiştik. Yarı finalde rakibimiz olan takımla olan maç gerçekten çok kolay olmuştu ve profesyonel Quidditch oyuncuları olarak bir gece bile olsa eğlenmeyi hak ediyorduk. Buradaki barları en iyi bilen ben, diğerlerine liderlik ediyordum. Bara girdiğimizde herkes bir an için bize baktı. Çevremizdekiler nefes almayı unutmuştu sanki. Dikkatleri üzerimize çekmekten hepimiz hoşlanıyorduk ama içinde bulunduğumuz bar muggleların barıydı; bu nedenle büyü yapmamak için elimizden geleni yapmaya kararlıydık. Takım arkadaşlarımın çoğu dans pistine gidiyordu, bir kaçı bardan çıkıp baş başa kalabilecekleri bir köşe arıyordu ve ben bir şeyler içmeye ihtiyacım olduğunu düşündüğüm için bara yaklaşıyordum. Bir an için şarap kadehlerinden birinden yansımamı gördüm. Altın sarısı saçlarım terden enseme yapışmıştı ve gözlerim her zamankinden daha açık bir şekilde buz mavisiydi. Üzerimdeki t-shirt ve kot vücudumu ve kaslarımı göz önüne sererken çevredeki kızların çoğunun gözleri üzerimdeydi. Kendi kendime hafifçe güldüm; bu birilerinin şanslı günüydü. Barın sandalyelerinden birini oturdum.
“Ateş viskisi alabilir miyim? “dedim. Adam bana garip bir ifadeyle baktı. O zaman kırdığım potu anladım.
“Çok üzgünüm, arkadaşımın özel kokteyliydi. Sizde yoktur değil mi?” diye sordum üzgün bir ifadeyle.
“Üzgünüm efendim ama içinde ne olduğunu söylerseniz yapmaya çalışırım.” Adam bunu ciddi bir sesle söylemişti.
“Boş verin, zaten özel malzemesini de bilmiyorum. Ben tequila ile idare edebilirim.” Bunu hayal kırıklığıyla karışık sakin bir sesle söyledim. Adam hafifçe gülümsedi ve hemen getireceği ile ilgili bir şeyler geveledi. Yanıma oturan birinin varlığını hissettim. Oraya yavaşça döndüğümde inanılmaz güzellikte bir kız duruyordu karşımda. Kızın simsiyah saçları beline dalgalar halinde iniyor, Slyhtherin yeşili gözleri heyecan ve tutkuyla parıl parıl parlıyordu. Gözlerim kızın vücudunda aşağı yukarı gidip gelirken kız hafifçe kıkırdadı. Bu ses vücudumda bir titremeye sebep oldu. Kızın vücudu gördüğüm en düzgün vücutlardan biriydi. Kıvrımları tam olması gereken boyuttaydı ve üzerindeki yeşil, dar ve kısa elbise hem vücut hatlarını hem de gözlerinin yeşilini daha öne çıkarıyordu. Kızın yüzüne tekrar baktığımda bu kızı tanıdığımı anladım. Slyhterin’e başka bir okuldan gelen bir kızdı Féelle. Benden bir yaş küçüktü ve yanlış hatırlamıyorsam bizim sınıftan birinin sevgilisiydi.
“Merhaba Jace.” Dediğinde “r” harfini güçlü bir aksanla söylediği belliydi. Féelle fransızdı ve biz ona Fée derdik. Peri, bu kız için en uygun lakaptı.
“Merhaba Fée. Sevgilin etrafta mı?” dediğimde sesimdeki umudu anladı ve elini kaldırıp yanağımı okşadı. Elleri yumuşacıktı. Gülümsedi.
“Bir süre etrafta olmayabilir.” Bunu söylerken dudaklarındaki gülümseme ve sesindeki zehir beni ona bağladı. Kızın elini tuttum ve tuvaletlerin bulunduğu koridora doğru çektim. Fée hızıma ayak uydurdu. Onu duvara tüm gücümle yasladığımda şikâyet etmedi ve dudaklarıma iyice yapıştı. Bir süre sonra beni kendinden uzaklaştırdığında daha ileri gitmek istemediğini anladım ve dudağına minik bir öpücük kondurdum. Bir anda Fée kollarımın arasından kayboldu. Biri beni geri çekiyordu. Kim olduğuna bakmak için dönerken çeneme inen bir yumrukla duraksadım. Gözlerimi açtığımda Fée’nin iri yarı sevgilisi Caine bana nefretle bakıyordu.
"Sevgilimi öpmeye nasıl kalkışırsın?" bunu haykırırken arkasındaki Fée’nin ağladığını ve yalvardığını fark ettim.
“Ona bir şey yapma lütfen!” Caine yüzünde iğrenmiş bir ifade ile Fée’ye döndü.
“Bana ne yapacağımı söyleme!” dedi ve genç kıza vurdu. Fée’yi yere düşmeden tutmak için bir hamle yaptım. Kızı yere düşmeden hemen önce yakaladım ve yavaşça yere bıraktım. Fée'nin iyi olduğundan emin olduğumda ise Caine’in yumruklarına karşılık vermeye başladım.

Gözlerimi açtım. Hala sahadaydım ve yerde yatıyordum. Kendi takımım ve karşı takım üzerime eğilmişti. Daniel bana soran gözlerle baktı.
“İyiyim.” Derken ayağa kaktım ve süpürgeme bindim.
“Maç iki gün sonra oynanacak. Epée Takımının Arayıcısı yok.” Epée bizim takımdı ve arayıcı bendim.
“Hayır, maça devam edelim, lütfen! Ben iyiyim gerçekten.” Hakem bana inanmaz gözlerle baktı ve Jen’e döndü.
“Kendini iyi hissediyor ve oynamak istiyorsa bırakın oynayalım.” Jen bana emin misin? diye soran gözlerle baktı. Başımı evet anlamında salladım ve maça kaldığımız yerden devam ettik.

Maç öncekinden daha zorluydu. İki takımda kazanmaya hevesliydi. Skor tahtasına baktım. Maç hala berabere gidiyordu. İyice hızlandım ve snitch’i yakalamak için ileri uzandım. Elimde altının ağırlığını hissettiğim an her şey bitti. Hoparlörden sesler yankılanıyordu.
“Ve işte Epée Takımının arayıcısı Jace Angel Night, takımını yarı yolda bırakmadı! Döndüğü maçta altın snitch’i yakaladı! Kazanan takım; Epée!”

Kazanmıştık. Benim sayende kazanmıştık! Süpürgeden aşağı indim ve takımımın kucaklamalarına acı dolu inlemelerle cevap verdim. Jen süpürgeden indi ve doğruca yanıma geldi.
"Beni çok korkuttun. Sana bir şey oldu sandım..." sesindeki endişe beni tatmin etti.
“İsteyerek düşmedim. Üzgünüm…” Jen bana gülerek baktı.
“Sanırım seni tebrik etmeliyim Jace?” Jen bana takdir eden gözlerle baktı.
“Sanırım evet Jen, bir tebrik hak ediyorum.” Sesim alay eder gibiydi. Jen güldü ve yavaşça yanıma yaklaştı.
“Tebrik ederim…” bunu kulağıma fısıldadı ve bana arkasını dönerek gitti. Daniel göğsüme dirsek attı ve gülerek soyunma odasına döndük. En azından gülmeye çalışarak. Çünkü göğsüm ciddi anlamda ağırıyordu şimdi.




Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Gisela Müller
Constance Billard IV.Sınıf, Admin
Constance Billard IV.Sınıf, Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 505
Kayıt tarihi : 18/07/10

Şöhret
Puan: 29

MesajKonu: Geri: Nicholas Eric Cartier   Çarş. Tem. 21, 2010 6:14 pm

Nicholas Eric Cartier, Nicholas Bemberg isimli ünlüyü kullanmakta ve o, 4.Sınıf Constance Billard öğrencisi.

Nüfus kaydınız alınıyor.

******************



Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Nicholas Eric Cartier
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Gossip Girl R-Play :: XOXO Gossip Girl :: Nüfus Müdürlüğü :: Nüfus Kaydı-
Buraya geçin: