You know, you love me. XOXO Gossip Girl
 
AnasayfaAnasayfa  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Bianchett

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Aura Kyndra Bianchett
Constance Billard IV.Sınıf
Constance Billard IV.Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 147
Kayıt tarihi : 23/07/10

Şöhret
Puan: yok

MesajKonu: Bianchett   Cuma Tem. 23, 2010 8:26 pm

Ad & Soyad" Aura Kyndra Bianchett
- Kullanacağınız Ünlü (Özel ise iki adet ikon gösteriniz.) Danneel Harris
- Karakteristik özellikler (4-5 cümle ile)Henüz belirlenmedi
- Aile özgeçmişi (4-5 cümle ile) Henüz belirlenmedi
- Öğrenci veya Yetişkin (Yetişkin ise olmak istediği meslek) Öğrenci
- Örnek Rol oyunu

Nemli sayılabilecek çimenlerin üzerinde koşuyorduk. Hayır, birinden kaçmıyorduk. Ya da başımız belada değildi, en azından şimdilik. Ancak biliyordum ki döndüğümüz zaman babamdan işiteceğimiz azarlar, gün boyunca yaptığımız zevkli kaçamakların tekrar düşünülmesini sağlayacaktı. Durun, yanlış oldu. Sadece benim düşünmemi sağlayacaktı. Ablam ise her zaman ki gibi dinlemeyecek, keyfini boşuna bozmayacaktı. Gerçi kim onu suçlayabilirdi ki? Kendi güvenliğimiz için neredeyse her şey yasaktı Arneilla'yla bana. Karaya adım atmamız bile başımızı derde sokacak bir hareketti. Oysa şimdi karadaydık, üstelik kimsenin haberi olmadan uzaklaşıyorduk. Hem de ne için? Resim çizmek için. Babam her zaman sanatın vakit kaybı olduğunu söylerdi. Doğrusu içimdeki o sönmez sandığım ateşi söndürmeyi de başarmıştı, en azından ablamın başına gelenlerden önce. Ama onu kaybetmek, sanki içimdeki öfkeyi ve kini kullanarak o ateşin tekrar yanmasına sebep olmuştu. Yıllar önce vazgeçtiğim danstan ve müzikten daha önce hiç almadığım bir haz alıyordum artık, ve durdurulamazdım. Evet, babama saygı duyar, onun önünde diz çökerdim. İtiraz etmezdim dediklerine, doğrusu her dediği mantıklı, akla uygun şeylerdi. Sanatla ilgili gevelediği şu saçmalıklar hariç.

Biraz nefes alabilmek için durdum ve öne doğru hafifçe eğilerek küçük ellerimi, cılız dizlerime yerleştirdim. O an beni bile taşımaktan aciz, titreyen dizlerimden destek alarak ayaktaydım, güçlükle nefes alıyor ve ablama beni beklemesi için seslenmeye çalışıyordum. "Haydi Kyndra, çok az kaldı. Orada dinlenirsin!" Şen sesi tüm ormanda yankılanmıştı, o an anlayamıyordum bütün bunların onun için ne anlam ifade ettiğini. Benim ince bileğimi kavrayıp çekiştirmeye başladığında tek düşündüğüm, sanatın aptalca olduğuydu. Tıpkı bana öğretildiği, daha doğrusu ezberletildiği gibi.

Sonunda Arneilla sıkıca tuttuğu bileğimi bıraktığında, zayıflıkla yere yığıldım. Kim bilir ne kadar uzun süredir sadece koşuyorduk, oysa şimdi gördüğüm şey bana etkileyici gelmiyordu. Bir göl vardı, ve etrafında çok yüksek olmayan kayalıklar. Bıraktığımız yerin bir maketi gibiydi. Tek farkı suyun daha berrak olması, ve etrafta ırkımızdan kimsenin olmamasıydı. O an bunu rahatlatıcı bulmuştum, ve neden oradan uzaklaştığımızı anlamıştım. Tanıdıklarımızın çoğu, babamdan korkar, önünde saygıyla değil korkuyla eğilirlerdi. Şüphesiz ablamı elinde bir defter, bir de kalemle görünce yapacakları ilk iş ona haber vermek olacaktı. Doğrusu yalnızlık hoşuma gitmişti. Çimenlerin üzerine uzanıp ellerimi başımın altına destek olarak koyduğumda, gözlerim yavaş yavaş kısılırken ilk defa akşam başımıza gelecekleri düşünmüyordum. Daha çok duyularımın yoğunlukla algıladıklarına vermiştim dikkatimi. Çimenlerin keskin kokusu, ılık esen hafif rüzgarı, dudaklarımın arasından uzun süredir çıkmayan ve gittikçe kısıklaşan hoş bir melodi, ve tabii ki ablamın hep imrenerek baktığım defterinin sayfalar çevrildikçe çıkardığı hoş hışırtılar vardı. Birde anlık olarak duyduğum, sonra kesilen bir çıtırtı. Gerilmemiş, gözlerimi açıp etrafa bakınmamıştım. Gezginlerin bizleri izlemesine alışmıştım, ya da etrafımızda hayvanların dolaşmasına. O an, misafirimizin başkaları olduğunu anlayamamam ne yazık...

Gözlerimi, gökyüzünde yer değiştirmiş güneşin ağaçların arasından yüzümü okşamasıyla açtım. Uzun kirpiklerimin arasından sızan güneş uykumu bozduğu için sinirlendirmemiş, içimi tatlı bir sıcaklıkla doldurmuştu. Gözlerimi kırpıştırdıkça buğulu şekiller yerini net bir görüntüye bıraktı. Ablam defterini kapatıyordu. Doğrulurken dudaklarımın arasından sıyrılan ufak, keyifli bir inlemeyle ablam benimkilerden de mavi olan gözlerini manzaradan alıp bana çevirdi. "Ah, uyanmışsın. dedi rahat bir gülümsemeyle. Ne kadar uzun süredir orada olduğumuzu anladığımda bakışlarımdaki huzur yerini babamla yüzleşecek olmanın verdiği endişeye bırakmıştı. Oysa Arneilla sakindi, yavaşça ayağa kalktı ve defterini sağ eline aldı. Sol eliyle de yerde duran minik elimi kavrayıp beni ayağa kaldırdı. Esen rüzgarda saçlarından saçılan hoş çiçek kokuları burnuma dolmuştu. Keşke o kokuyu saklayabilseydim. Keşke gördüklerimiz ve yaşadıklarımız gibi, aldığımız kokular da sonsuza kadar denilebilecek kadar uzun süre aklımızda kalsaydı. Keşke onları günlüklerimize not alıp, her okuduğumuzda tekrar içimize çekebilseydik.

Çimenlerin üzerinde yürürken bir eliyle saçlarımı okşayan ablama çevirdim başımı, onun yüzünü görebilmek için yukarı bakmam gerekiyordu. "Resmini bana ne zaman göstereceksin?" Aslında çizdiği resmi merak etmiyordum, ve bunu o da biliyordu. Bu tür şeylere olan ilgim, daha önce söylediğim gibi babam tarafından köreltilmişti. Sadece neyi çizdiğini merak ediyordum. "Döner dönmez." diye yanıtladı sorumu içtenlikle. Benim ilgimin sahte olduğunu biliyor, yine de kırılmıyordu. "Bak Kyndra..." Bu sefer başımı ona çevirmemiştim. Onunla kol kola yürüyorken ona bakmak zordu benim için, bu yüzden sadece yürüdüğümüz yoldaki yaşlı ağaç gövdelerine bakıyordum. O sırada hızla koşan bir silüet gördüm, ya da gördüğümü sandım. Ve tabii ki her saf küçük kızın yapacağı gibi, aldırış etmedim. Aslında geçmişe bakınca, ne kadar çok hatam varmış. Bunları düzeltemeyeceğini bilmek korkunç bir his. "...babam sana ne derse desin, sadece inandığın şeyi yapmalısın. Sorgulanamayacak kadar yeteneklisin sevgili kardeşim, hayatta kaçırılamayacak kadar güzel. Elbette ki onları dinlemelisin, ama yine de-"

Arneilla daha söyleyeceklerini bitirmemiş, küçük bir irkilmeyle ağaç gövdelerinden birine dönmüştü. Bu sırada da beni daha sıkı kavramıştı. Daha ne olduğunu bile anlayamadan kendimi ablamın kucağında bulmuştum. Şimdi o koşuyordu çimenlerin üzerinde. Yaşadığımız göle gitmemize az kalmıştı ve ben neden bu kadar endişelendiğini anlayamamıştım. Tek bildiğim, yüzünde daha önce hiç görmediğim bir ifadenin olduğuydu. İşin ciddiyetini o zaman anlamıştım. Ancak tehlikeyi göremiyordum. Ne bizi takip edenler vardı, nede başka biri. O da arkasında kimseyi göremeyince beni yere bıraktı. Diz çöktü ve beni omuzlarımdan tutarak konuşmaya başladı. "Göle doğru koş, Kyndra! Oraya varınca hiç durma ve suya gir, eve git. Diğerlerini de uyar, sadece saklanmalarını söyle." Ben anladığımı belirtmek istercesine konuşmaya çalıştım, olmadı. Titreyen dudaklarımın arasından bir tek kelime bile çıkmadı. Başımla onaylamakla yetindim, tek yapabildiğim buydu nede olsa. "Şimdi git! Ve zikzaklar çizerek koş, tamam mı?" Bu sefer başımla onaylayacak vaktim olmamıştı. Beni alnımdan öptü, ve bıraktığı anda koşmaya başladım. Sabah dostça görünen güneş şimdi canımı yakıyor, saçlarımı okşayan rüzgar şimdi bana tokat atıyordu sanki. Gözlerimin dolmaya başladığını hissediyordum koşarken, ama ağlamayacaktım. En azından öyle sanıyordum, ta ki ablamın acı dolu çığlığı yankılanana kadar. O zaman biriken bütün yaşlar yanaklarımdan aşağı süzülmeye başlamıştı. Ona yardım edebilir miydim? Eğer dediğini, tıpkı bana öğütlediği gibi dinlemeyip inandığımı yapsaydım onu kurtarabilir miydim? O an aklıma kazınan ve hala silinmemiş olan sorulardı bunlar.

Diğer nymphlerin yanına vardığımda olanları anlatmak yerine sadece saklanmalarını söylemiştim, zaten yankılanan o çığlıktan, sessizliği delen ayak seslerinden sonra sorgulamamışlardı. Ya onlar dediğimi sorgulasaydı, her şey daha farklı olabilir miydi?

Gece hava karardığında, tek başıma ormandaydım. Ne yaptığımı bilmiyordum, ne görmeyi beklediğimi. Irkımızın güçlülerinden oluşan bir birlik zaten her yeri aramış ve ablamı canlı ya da cansız bir şekilde bulamamışlardı. Bu iyi bir haber miydi; sevinmeli miydim yoksa sevinmemeli mi kararsızdım. Ve bir cevap bulma ümidiyle dalmıştım tekrar ormana. Bulduğum şeyse ayın altında sayfaları parlayan bir defterdi. Açık kalan sayfasında gezdirdim gözlerimi. Bazı yerlerde ablamın gözyaşlarından olsa gerek çizgiler yumuşamış -ve biraz dağılmış- , bir çok yerde de kıpkırmızı kan lekeleri altında kaybolmuştu. Yine de bu resmin konusunun ben olduğunu anlamak çok güç değildi.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Andreas Chamberlain
Fotoğrafçı&Manken
Fotoğrafçı&Manken
avatar

Mesaj Sayısı : 235
Kayıt tarihi : 18/07/10

Şöhret
Puan: 630

MesajKonu: Geri: Bianchett   Cuma Tem. 23, 2010 9:29 pm

Aura Kyndra Bianchett ,Danneel Harris adlı modeli kullanıyor ve Constance Billard 4.Sınıf öğrencisi.

Kaydınız işleniyor.

******************


BALODA ANDREAS CHAMBERLAIN

Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Bianchett
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Gossip Girl R-Play :: XOXO Gossip Girl :: Nüfus Müdürlüğü :: Nüfus Kaydı-
Buraya geçin: