You know, you love me. XOXO Gossip Girl
 
AnasayfaAnasayfa  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 İyi ki buradasın

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Alex Mclain
St.Jude IV.Sınıf, Admin
St.Jude IV.Sınıf, Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 1215
Kayıt tarihi : 18/07/10
Lakap : Lex

Şöhret
Puan: 113

MesajKonu: İyi ki buradasın   Ptsi Tem. 26, 2010 8:23 pm

x
İyi ki buradasın.
Alex Mclain & Clementine Crandal


Saatin kaç olduğu anlamını yitirmişti. Hayatında çoğu şey gibi o da geçici alışkanlıktan biri gibi görünüyordu. Yüzüne embesil bir ifade yayılırken saatin nasıl bir alışkanlık olduğunu sorgulamadı. Yine abartılı içki sefalarından birini yapmıştı yani kendinin kutup ayısı olduğuna inanabilir, hayali penguenlerle zeybek oynayabilirdi. Üstelik zeybek nasıl oynanır onu da bilmiyordu. Ya da nerenin dansı olduğunu. Onun için disko dansı gibi bir şeydi o an. Kendi kendine yine sırıttı. Zeybek ve disko.
Gece doruk noktasındaydı. Alex’in kendisinin bildiği gibi saat kavramı kaybolmuş, insanların yoğunluğuna göre zaman ayarı yapabilinecek bir hale gelmişti. İnsanlar hala kumarhanelerden taştığına göre saat ikiye yaklaşıyor olmalıydı. Bakımlı kadınların burun direğini kıran ağır kokuları, fönlü saçlarının her küçük harekette omuzlarında dans edişi… Bunların hepsi ilginç şeylerdi. En sarhoşlar bile centilmen gibi görünmeye gayret ederken akıllarından iflah olmaz düşünceler geçiyor, arabaya binmesi için kapıyı açtıkları kadınların ayaklarına bakıyor gibi görünüp göğüs çatallarını izliyorlardı. Kısacası geçenlerde olan maskeli balodan farksızdı sadece insanlar bunu her zaman sürdürüyorlardı. Yalanı. “En azından birileri bu gece beni terk etmiyor.” Diye düşündü öfkeyle. Cleo’ya ve kendine hala o gece için kızgındı. Hatta her an aklından o gece geçiyordu. Cleo’nun yaşaran gözleri, arzuladığı dudakların hareketiyle çıkan seslerin anlamsızlaşması, havada süzülen maske, Edna’nın ayakkabıları. Bazı kısa devirli görüntüler hala onunlaydı. Elindeki şişe parmakları arasından kayıp kalabalık sokakta yuvarlanarak kuytu bir köşeye gitti. Alex yalparayarak kalabalık içinde yürüyor, arkasındaki kırmızı elbiseli kadının tiz kahkası beynini yakıyor, gözlerini acıtıyordu. Belki de gözlerini acıtan o değildi ama Alex emin olamadı. Sadece kadının susmasını istedi, onu susturmak için delicesine düşünceler kol geziyordu kafasında. “Ben gidiyorum, baba.” Babasının yanında olduğunu yeni bir şişeyi kapmak için atıldığı o saniyelik zaman diliminde görmüştü. Artık adam oğlunun içki içip komaya girmesini bile umursamayacak kadar düşüncesiz olmuştu. Son zamanlarındaki değişim ona ergenlik gibi geliyor olmalıydı. Garip, babası depresyonla normal bir gelişim evresini karıştıracak kadar kördü. Konuştuğu karga burunlu adamdan özür dileyip sokaktaki kalabalığı kabaca iten oğluna baktı. Ondan utandığı yüz hatlarına kazınmıştı. Alex hep bunun annesine benzediği için olduğunu düşünürdü. Hala o kadını atlatamamış olmalıydı. İkisi bu açıdan benziyordu, hayatlarının kadınını kaybettiklerinde kendilerini zıvanadan çıkarmışlardı. Tek fark babasının sebebinin para olmasıydı. Adam parayı bulduktan sonra karısının varlığını bile kaybetmişti adeta. Bir nevi babasının hayatının kadını para oluyordu. Alex incileriyle oynayan kadını kuvvetle itip haykırışının kör bir bıçak gibi ensesine saplanmasını sağladı. Sıcaktan kendini hiç olmadığı kadar bunalmış hissediyordu. Kalabalıktan kurtulduğunu kendini Manhattan’ın serin boş sokaklarına attı. Kalabalıktan uzaklaşıncaya kadar yürüdü. Billboardda kendi resmini gördüğünde uzun bir on dakikayı ona bakmakla harcadı. İçki tutan elini billborda doğrultup bağırdı. “İn oradan ve kendine bir hayat bul! Sen bir hiçsin, duydun mu beni! Hiçsin!
Kapağı açtı ve hüznüne ağrı kesici gibi gelen içkinin boğazını yakmasına izin verdi kendi sesi boşlukta yankı yaparken. O an yere sürten ayak seslerini duydu. Biri karanlık içinden olduğu tarafa doğru geliyordu. Omzunun üzerinden bakmayı kesip tökezleyerek gelen kişiye doğru döndü. Aklından birbir türlü cin düşünce geçiyordu. Gelenin yüzü paslanmış sokak lambası tarafından aydınlandığında Alex’in de yüzü güldü. “Clem.” Sallanarak Clem’e koştu ve ona sıkıca sarıldı. Aradığı çözüme ulaşmış gibi mutluydu. Ya da belki sarhoş olduğundan. Hiçbir şeyi net kavrayamıyordu ki o an. Bunun Clem olup olmadığına ikinci bir kez bakmamıştı bile. Sadece sözcüklerin kurtulmasına izin verdi. “İyi ki buradasın.”

******************

Never enough to get what I want.
Kübizm bitmedi.



Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Clementine Crandal
Constance Billard IV.Sınıf
Constance Billard IV.Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 663
Kayıt tarihi : 18/07/10
Lakap : Cle.

Şöhret
Puan: 70

MesajKonu: Geri: İyi ki buradasın   Salı Tem. 27, 2010 11:25 pm


Gece.. Karanlığının içinde beni de götürse ya. Üstümde sıyrılmış bir elbise ve elimde bir şişe içkiyle yürüdüğüm sokaklarda bir araba üstümden geçse. Alkol benim en büyük ilacım son zamanlarda. Kardeşimle düşüp kalktıktan sonra tarafından terkedilmemi, en yakın arkadaşımın şu hayatta sahip olduğum en değerli varlığın uzaklara gidişini ve hayatımın önem listesinde ilk beşe girebilecek insanların her birinin ayrı bok yoluna devrilişini düşününce debelendikleri çukurlardan çıkana kadar içmeye devam edecek oluşum hiç de mantıksız değil.
Thomas.. Ah aşkın en güzel melodisi. Adı bile dudaklarımı yakarken benden uzakta bir yerde toparlanmaya çalışıyor oluşu.. Ne kadar suçlu hissediyorum kendimi tanrım.. Öfkem kendime. Yalanlarıyla beni gülümseten dünya harikasına sonra da.. Bu kadar zayıf olmasaydım daha en başında.. Yanımda, kanımda oluşuyla yetinebilseydim. Aynı hatayı işlemeyeceğime söz veriyorum sürekli kendime. Ama karşıma gelse yine dayanamaz atarım kendimi kollarına. Yine bende benimle olmasına izin veririm. Bu dünyaya gelmiş en bencil insanım belki de. Benim olsa sadece..
Sonunu bile bile oturduğum bok çukurundan üstüm başım pislik içinde kalktım yine. Sürüngen gibiyim. Duygusallıktan değil özlemden ağlayabiliyorum. Nefretten. Ona nasıl zarar verebildim. Şimdiye kadar çok insan yaraladım. Hiç biri beni imkansız sevgilimin intiharı kadar yaralamadı. Neler yuttum bu güne kadar. Kusasım var şimdi hepsini. "Ben Clementine Crandal hepinizden nefret ediyorum ve üvey kardeşimle yattım, şimdi s*ktirin gidin hayatımdan" diye bağırabilsem. Ve tekrar kendimi yanlışın kollarında öpücüklerle öldürebilsem.
Söylediklerim sadece acıtıyorlar beni. Kişiliği kendine yetmeyen birinden sevgi beklemenin salaklığı diyordum başında. Zamanın acılarımı dindirmesini bekliyordum sadece. Ama Thomas kendiyle beraber beni de sürükledi. Beni kendisine zarar vererek yaralayabildi. Gidemiyorum bile yanına. Göremiyorum onu.. Aile kavramını lanetlemenin bir yolu olsa ya.. Kaybettiklerimin yerini doldurdum dedim kendime. Birinin kendine yalan söylemesinin faydası ne ki? Söyledim çokca bütün yalanları. Unuttumları, senden nefret ediyorumları.. Suratına hem de. Öyle değildiler işte. Her bir kaybediş her bir ters cümle daha derin bir yara bende. Kime daha güçlü olduğum yalanını söyleyebilirim. Ben bile bana isyan ediyorum üstelik.
En kötüsü de bunları itiraf edemeden kendine zarar verdiğini bilmek. Delicesine sevdiğimi söyleyemeden ölmesi ihtimalini düşünmek. Hoşçakal diyebilmenin kolaylığına kapılıp geri dön diyememişken ona ettiğim hakaretleri umursayacak kadar duyguları olduğunu bilmek. Pisliğin teki olan benim o değil. Ben kendi kardeşinin yatağında zevkin en tatlı tonunu yaşamış ve sonra bundan suçluluk duyduğu için onu suçlamış *rospunun tekiyim. Üstelik dıştan hala aynı masumiyeti savunuyorum. Kimse Cle'yi birinin yatağında hayal edemezken en kötü yatakta en güzel geceyi geçiren kadının masumiyeti..
Daha beteri en yakın dostumun gidişi. İki aşkın parçaladığı iki bedenin birbirinden ayrılışı. Sahip olduğum en güzel varlığın bana uzaklaşışı. Cleo.. İnlediğimde yanıma uçan insanın hıçkırıklarıma kilometrelerce uzaklaşışı. Daha ne kadar yara alabilirim acaba?
Bana laf atan adamları duymazdan geliyorum. Kanımızdaki alkol bizi kardeş yapıyor aslında. Bu benim için neden sorun olsun ki. Kardeşimle yatıp ölümden dönmesine neden olmadım mı zaten.. Benden uzak durun bile diyemiyorum. Sizi bile haketmiyorum.. Kardeşimi öldürdüm.. Kardeşim dediğim insanın gidişini engelleyemedim. Diğer kardeş kavramlarımın hepsi ayrı bir yerde. Bizi bir arada tutacak güce bile sahip değildim.. Şu anda da bir şey değişmiş değil..
Çocukluğumun masumiyetini özledim. Herşeyin basit oluşunu. En büyük derdimin saçımdaki sakız olduğu zamanları. Küçük ayaklarımdaki ayakkabıların ahşap zeminde çıkardığı sesleri. Caroline, Cleo, Stu ve Alexle oynadığım zamanları..
Alex. Ah dostluğuna en çok ihtiyaç duyduğum adam. Beni aynı durumda olan birinden başka kim anlayabilir. Terkedilen olmanın tadını aynı kadehten almadık mı zaten.. Kollarında rahatca ağlayabileceğim sayılı varlıklardan.. Ve sesi..
Alex! Tanrım eğer düşündüklerimi gerçekleştiriyorsan Thomas'ın iyileşmesini ve Cleo'nun yanıma gelmesini diliyorum lütfen lütfen!... Beni saran kolların verdiği huzura doyamam ki.. Birileri hala yanımda. Gücümü toplayabilirim. Thomas iyileşebilir. Cleo geri dönecek.. Lex bu gecenin büyüsünü katlıyor sadece. Kanımda kanayan büyüyü.. Göz yaşlarımı tutamadığımı Thomas'ın tadını unutamayan dudaklarımda tuz tadı alana kadar fark edemiyorum.
"Lex.. Şu anda.. İhtiyacım olan tek şey sensin. Aradığım, buraya gelişimi anlamlı kılan tek şeysin."
Ondan güç almak istercesine ona yaslanarak yürüyorum. Bir banka oturuyoruz. En azından yatmayı düşünmeyeceğim bir kardeşim daha var.. Başımı omzuna yaslıyorum. Gözyaşlarım makyajımla çamurlaşıp gömleğini lekeliyor.
"Beni burada karşılamak için ilahi bir güç tarafından falan mı gönderildin sen.? Tam da seni düşünürken.."



emoyuz biz emoyuz. ne depresyon hali bu ya. *-*
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Alex Mclain
St.Jude IV.Sınıf, Admin
St.Jude IV.Sınıf, Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 1215
Kayıt tarihi : 18/07/10
Lakap : Lex

Şöhret
Puan: 113

MesajKonu: Geri: İyi ki buradasın   Çarş. Tem. 28, 2010 12:24 am

Alex’in bir sürü arkadaşı vardı. Popüler biriydi ve asla silik olacak bir kişiliği olmamıştı. Yanında güvende hissedeceği, mutluluğundan keyif alacağı içten birçok kişi olmuştu çevresinde, üstelik onları kazanmak için bir çapkınlık ve kendini beğenmişlik abidesi olması gerekmemişti. Çoğu kişi onu olduğu gibi sevmişti ve çoğunun yanında kendini huzurlu hissediyordu. Ama hiçbiri, Cleo bile, Clem’in hissettirdiği kadar güvende hissettiremiyordu kendini. Cleo’dan başından beri hoşlanıyor olmasaydı o da Clem’in yerinde olurdu ama bu etken onu hep en derinden yaralayan şey olmuş, güven harici duygulara sebebiyet vermişti. Alex her şeyini Clem’e anlatabilirdi, Cleo olayını da ilk ona söylemişti zaten. Her konuda onun desteğini almasa da genel şartlarda tek istediğinin kendi iyiliği olduğunun bilincindeydi Alex. Onu gördüğünde gecenin en iyi şeyinin bu olduğuna karar vermişti. Kendisini ev hasreti çeken birinin ana vatanına dönmesi anında gibi hissediyordu, onca zamandır gizlediği kişiliğinin arkasında olanı bilen ender kişilerden birinin yanındaydı. O kadar keyifliydi ki onu kadın düşkünü bir manyak sananlardan biri olarak düşünenlerden birinin de Clem olduğu düşüncesini sinek kovar gibi savuşturdu. Sarhoş neşesinde bir nevi Clem’e tutunarak ilerledi ve banka oturdu. Kendi nefesinden buram buram yayılan alkolün kokusunu duyumsayabiliyordu. Gece, saçlarını salmış bir dilberin koyu tellerine sarınmıştı adeta. Yıldızlar gerganını süsleyen inciler gibi sırıtıyordu. Buraya gelmeden önce ittiği kadının incileri gibi, nadide. Clem’in gözyaşlarıyla dağılan makyajına baktı ve gülmeye çalıştı. Gülerek onun moralini düzeltebileceğini, biraz da gülümsemeye teşvik edebileceğini düşünmüştü. Daha çok nefes vermeye benzeyen gülme çabaları sonuçsuz kaldı. Clem’in yanaklarını okşayan gözyaşları o ruh halini gizleyememesine sebep olmuştu sadece. Gülümsemek maksatlı yukarı kıvrılmış dudak kıvrımları çarpıldı, Gözlerindeki Clem’i görmenin getirdiği mutluluk parıltıları ölmüştü. Bu kadar çabuk ruh hali değiştirebilmeyi alkole bağlıyordu ama bu mantık dayanağı hiçbir işe yaramıyordu, Alex mutluluktan kendine hâkim olamazken şimdi korku filmi sahnelerinde gerilimi tavan yapan ani atraksiyonlar gibi kedere boğulmuştu. “Clem niye ağlıyorsun? Niye ağlıyorsun ki şimdi? Niye?” Sesi boğuk çıkıyordu, dolan gözlerinin sıcaklığını hissedebiliyordu. Ağlamak normalde kendisinin de söyleyeceği gibi egosuna tersti ama öyle uzun zamandır rahatlayamamıştı. Ertesi gün bunu sarhoşluğuna verebilmenin güvencesindeydi. Oysa bunu o kadar uzun zamandır istiyordu ki. “Clem çok mutsuzum! Çok... mutsuzum!” Sonunda itiraf edebilmek yükünü hafifletmişti. Mutlu değildi. Tüm o yeme bozuklukları, yalancı ilişkiler, kahpe dostluklar, vasıfsız sohbetler. Dalıp gittiği zamanların huzursuzluğu, ani öfke patlamaları, kendini cezalandırmak amacıyla uyandığında gördüğü farklı yüzlerde Cleo’dan izler aramak. Hep onu düşünüyordu, şişenin dibine ulaştığı zamandan uykuya dalmadan önceki o dalgın dakikalara kadar. Küçük odalara sığdırdığı küçük kadınlar onun hayaliyle canlanıyordu. Alex depresyondaydı, bunu babasına birkaç defa söylemeye kalkmış ama seri el hareketlerinin geçiştirmelerine maruz kalmıştı. Clem ile konuşmak istemiş ama yaptıklarına sebep olan şeyleri dile getirememişti. Cleo’ya zaten söyleyemiyordu, onunla her dialoğunda titreyen elleri ve umutsuzluğunun haykırışıyla karşılaşıyordu. Edna bir nevi tesellisi olmuştu, vıcık vıcık duygusallıktan arınmış birkaç temel şeye bakan ilişkileri vardı. Edna’yı defalarca kez aldatmıştı, muhtemelen o da aynı şeyi yapıyordu. Bu popülerlik denizinin yıpratıcı dalgalarında debelenirken ondan uzağa yelken açan tek gemi Cleo’ydu işte. Zamanla o da kendini dalgalara bırakmıştı. Boğulması an meselesiydi. İçinde bir yerde Alex’in öldüğünü biliyordu, ölmüyorsa bile can çekişiyordu. Bir süre sonra korktuğu şey olacaktı, dalgalara hüküm süren bir ceset. Göz yaşları kendi kendine itiraf ettiği şeylerin acısıyla artmıştı, koyu gözbebekleri kısılmış gözyaşlarını aşağı bırakıyordu. Clem’in tetiklediği bu duygu selinin hıçkırıklı bir yakarışa dönmemesi için kendini zor zapt ediyordu. Acınası göründüğüne emindi, Clem ona bakıp istediği kadar gülebilirdi, aldıracağını sanmıyordu Alex. Kendini oradan oraya vurduğunun farkına varması gerekliydi. Bu, sadece bir reddedilişin derin yaraları değildi, kendi hatası, sadece yanlış yerde bulunmanın sebep olduğu yanlış anlaşılmaydı. Alex önceden, mutfakta kremaları birbirlerine sıktığı anda onu sevdiğini söyleseydi bunların olmayacağına emindi. Ya da o kızlara öyle davranmasaydı. En azından balkondayken bileğini tutup onu kendine çekerek hazır cesareti varken her şeyi izah edebilseydi şimdi soğuk bir bankta Clem’in karşısında kendisini rezil ediyor olmayacaktı. Masumiyetten arınalı çok oluyordu,aşkla sarhoş olmadan fiziksel tatminiyete atlamıştı.Bunun en azından Cleo’nun gözlerini unutturacağını düşünmüştü ama dalgınca baktığı Clem’in gözlerinde bile onunkileri görüyordu. Çenesi bastıracak hıçkırığın öncüsü gibi titredi. Clem’in neden ağladığını bile sorma fırsatı olmamıştı. Kendi durumunu Clem’e anlatmaktan vazgeçti, ne de olsa nafile bir çaba olacaktı. Yaptıklarının geri dönüşü yoktu ve Cleo’nun geri dönüşünü sağlamayacaktı. Sadece onu hayallerinde yaşayacaktı Alex, her zaman yaptığı ve belki de ölene kadar yapacağı gibi. Hayallerinde içine çekecekti Cleo’nun kokusunu ciğerlerine. Burun çekip doğruldu. Boğazına takılmış o düğünü çözmek için öksüremiyordu bile hıçkırıklara boğulmaktan korkup. Clem’e telefonda şaka yaptığı ağlama muhabbeti gerçek olmuştu. O an yanında oturduğu en iyi arkadaşının kaderdaşı olduğunu bilmiyordu reddedilişte. “Senin… neyin… var, Clem?” dedi toparlanmaya çalışarak. Yüz hatları hala çarpık, gözleri hala yaşlıydı.



bknz. Teoman dinlerken aha böyle bir modda olmak. *-*

******************

Never enough to get what I want.
Kübizm bitmedi.



Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Clementine Crandal
Constance Billard IV.Sınıf
Constance Billard IV.Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 663
Kayıt tarihi : 18/07/10
Lakap : Cle.

Şöhret
Puan: 70

MesajKonu: Geri: İyi ki buradasın   Cuma Ağus. 20, 2010 1:55 am

Basit bir hikayem vardı benim. Bu aralar gözyaşlarıyla ıslattığım. Üçüncü kişiler ağzından masallar gibi anlatılabilecek bir şeydi. Hatta tam olarak öyle bir şey. Başkalarının gözünde mükemmel bir Clem vardı. Thomas'ın gözünde.. Onun gördüğü Clem hepsinden farklıydı. Bu da en güzel hikayelerde anlatılırdı. Bir Tanrı vardı. Sonra o güneşten bir tutam renk kopardı. Sonra kararttı onu. Parıltısı kaldı rengi karardı.. Düşünüp biraz beyaz kattı. Bir kız yarattı. Saçlarına güneşten aldığı parlak siyahı boşalttı. Beyazı tenine döktü. Sonra yarattığı yeri göğü bulayan maviye batırdı fırçayı. İçine doğanın yeşilini kattı. Yağmur doldurdu içlerine, tuzla karıştırılmış. Doldurdu gözüne kızın. Yağmurun kapılarını kalbine zincirledi. Kalp attıkça canı yandıkça zincirler gevşesin ve dökülsün tuzlu yağmurlar diye.. Sonra dayanamadı birkaç yıldız aldı. Gözlerine yerleştirdi yeniden, parlasınlar diye. Bir kız yarattı. Dünya'ya gönderip kirlenmesin diye uzun süre yanında sakladı. Umutla besledi aç kalmasın diye. Harikalar yarattı. Kıyamadı tuttu yanında. Acıtmasınlar istedi. Gözlerine doldurduğu kalbine kapattığı yağmurları gözlerinde kalsın, yanında dursun istedi. Kız ona layıktı çünkü. Meleklerle birlikte yükseklerde dolaşmaya. Bu kadar onun gözünden masallaştırılabilirdim zaten. Sadece o beni böyle görebilirdi. Kirlendiğimi bildiği halde. Bir de bu masalın ben boyutu vardı. Kız uzaktan o küreye baktı. Mavinin yer yer yeşille karıştığı o yere. Gözleri parıldadı. Gözlerinin rengini görmenin sevincini yaşadı. Sonra insanları gördü. Onları sevdi kolayca. Kendi gibiydiler çünkü. Bir kısmı kötü olsada onun gibiydiler. Sonra bir adam gördü. Mükemmelliği gördü. Uğruna tehlikeye atılabileceğini hissetti kız. Gözlerini kapadı ve ilk yağmuru döküldü uzaklığın acısıyla. Kıyamadı Tanrı. O severek yaratmıştı ve üzülmesin istiyordu çünkü. Başa aldı zamanı. Hiçbir rahme yerleştirmediği kızı kirlenen dünyaya bıraktı. Onu korusun diye başka birini seçti. Doğursun diye bir anne belirledi. Bir baba buldu öylesine. Kadınla adama birleşmeleri gerektiğini fısıldadı. Sonucunda yarattığı mucizeyi doğurma imkanı tanıdı onlara. Melek Dünya'da mutlu olsun diye bir de kardeş yolladı yanına. Sarılsın zor zamanda diye. Kıyamadı zamanın kızı acıtmasına. Uğruna ilk damlalarını döktüğü oğlanı da yeni baştan yolladı Dünya'ya. Sonra kız dalgalarla örselenmeye razı olduğu bir hayata açtı gözlerini. Kelimeler öğrendi. Duygular tattı. Yağmurlara dayanıklıydı, kolay ağlamadı. Birkaç kişi vardı yanında, canında taşıdığı. Onlara sarılarak ilerledi, yaşadı hayatını. Zaman aktı üstünden. Kız güçlendi. Ufak tefekti, en başta yaratıldığı melek gibi. Hatırlamadığı zamanlardı onlar. Bilmiyordu nasıl yaratıldığını. Hatırlamıyordu da aslında. Ama çelik işlemişti içine. Duygulara karşı güçlendi. Kendini en iyi şekilde ifade etmeyi öğrendi. İnsanları etkiledi.. Kırmadan reddetmeyi öğrendi. Kahkahalarına yüklenen melodilerle senfoniler yarattı hayatlarda. Sonra bir adam çıktı karşısına. Tanıdıktı fazlasıyla. Bilmediği zamanlardan bir anı olduğunu anlayamadı. Ama çok yakın hissetti kendini. Uğruna en hırçın denizde kayalara çarpa çarpa ilerleyebileceği biriydi o. Tanrı'nın armağanıydı adam. Ona büyükannesi tarafından öğretilen bir tanımdı bu. Güzel şeyler hep armağandı. Bilmiyordu Tanrı'nın tesadüflerle bir şeyler anlattığını. Dünya'ya gelişinin bu adam olduğunu hatırlatmaya çalıştığını.. Kız çok sevdi adamı. Kendi Dünya'sı yaptı onu gözlerindeki dünyayı unutarak. Kendi Güneş'i oldu adam, saçındaki parlaklığı sönük bırakarak. Kendi yıldızlarıydı yol gösteren, gözlerindekilerden farklı olarak.En son cenneti buldu adamda cehenneme bulanmış.. Hayatına darbeler indi birden bire. Tanrı kızın üzülmesini istemiyordu. Birini kendinden öteye koyarak kendine zarar vermesini.. Elinden önce arkadaşlarını aldı. Ölümler yarattı, yaşadığı evrenden sıkılıp geri dönsün diye meleklerinin yanına. Kız sağlamdı. Çelik doluydu içi. Adamın aşkı işliyordu kanına yavaş yavaş. Sadece aşkla değil ihtiyaçla dolmuştu kız. Onsuz nefes alamaz olmuştu. En sonunda adamı aldı Tanrı. Geri vermek üzere aldı. Ama kız bunu bilmesin isteyerek yaptı. Kızın saçlarındaki güneş gözlerindeki yıldız da söndü adamın gidişiyle. Çelikle sarılmış olmasaydı peşinden gidecekti. Bir dala sahipti tutunacak. Zayıfladı, soldu kız. O dal da kırılmasın diye yalvardı günlerce. Onu da almasınlar diye sıkıca tuttu. Kıyamadı Tanrı son duygularını almaya. Güvendiği, hayata bağlandığı son parçasını ondan koparmaya.. Zaten eksilmişti. Harabeye dönsün istemedi. Kızı bıraktı öylece ortada. Dayanağını da yanında tuttu. Aralarına büyük bir bağ ördü. Güçlendikçe güçlenecek ve herşeyden üstün olabilecek bir bağ. Sakatlamıştı dayanağını da. Birbirlerini sararak mutlu olmalarını öğütledi. Kız toparlanabilirse Dünya'da mutlu olmaya devam edebilirse ölümlerini değil belki ama kaybettiklerini geri verecekti kucağına. Kötülerse günden güne geri alacaktı kızı yanına. Kızın ruhuna fısıldadı bunu. Kız toparlanması gerektiğinin farkındaydı. Ama aşkı elinden alınınca ortada kalmıştı. Dünya dört duvar hissi yaratmaya başlamıştı. Kendi yağmurları susmayacak şiddete ulaşmıştı. Tek dayanağı da parçalanmaya yakındı kendisi de ruhunda ve gözlerinde fırtınalarla yine onun yanındaydı. Evet bu benim masalımdı. Başkalarının ağzından beni ve benim ağzımdan başkalarını bütünleyerek anlatılan bir masaldı. Burada yanımda tutunabileceğim son parçamla birlikte fırtınalarımla birlikte duruyor olmamın tanımıydı. Gücümü toplamam gerektiğini bana anlatan buna rağmen o anda umursayamadığım bir masaldı bu. Sırtımı dayadığım bir kale vardı. Alex Mclain adındaydı. O da büyük savaşların ortasındaydı. Ama hala kolları bana sarılıydı. O benim burada kalıyor olma nedenimdi. Yüzüne baktım. Hecelerle dökülen sorusu canımı yaktı. Zaten akan gözyaşlarım şiddetini arttırdı. Boynuna sarıldım sıkıca. Otururken olduğum yerde birden ona tutunma ihtiyacıyla attım kendimi kollarına. Şaşırdığı için bir an kaldı öylece. Acım havada telaşa dönüşüp içine sızdı. Onu telaşlandırdığımın farkındaydım. Ama söylesem de değişmeyecekti bir şey. Hıçkırıklarla döküldü cümleler. Adı dudaklarımı yaktı. "Thomas." diyebildim ağlayarak. Yarım yamalak çıkan seslerin arasında hıçkırıklarım çınladı. "Kendini.. öldürdü.." Orada ona tutunmasaydım bayılırdım. Ona bunları söylerken bile içimde acımı deşen bir şeyler vardı. Canımı yakıyordu fazlasıyla..



BAŞARDIIIMM!! Yine seninki kadar güzel olmadı çelişkili saçma sapan bişey oldu hatta ama yazdım! Bi aydır yazamıyodum resmen ay boktan da olsa çok mutlu oldum şu an oley! Bişey deniyorum dediğim de buydu ahaha


Başlarda Clemi tanrıça gibi anlattım farkındayım ama tamamen karakterime aşık olmamdan kaynaklanıyo bu da ahaha bence dünyanın en nefis şeylerinden biri Clee yeha:
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Alex Mclain
St.Jude IV.Sınıf, Admin
St.Jude IV.Sınıf, Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 1215
Kayıt tarihi : 18/07/10
Lakap : Lex

Şöhret
Puan: 113

MesajKonu: Geri: İyi ki buradasın   C.tesi Ağus. 28, 2010 4:54 pm

Puanlandı.

******************

Never enough to get what I want.
Kübizm bitmedi.



Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
İyi ki buradasın
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Gossip Girl R-Play :: New York City :: Manhattan-
Buraya geçin: