You know, you love me. XOXO Gossip Girl
 
AnasayfaAnasayfa  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Nadia.

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Nadia Beauvoir
Constance Billard IV.Sınıf
Constance Billard IV.Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 21
Kayıt tarihi : 27/07/10

Şöhret
Puan: 0

MesajKonu: Nadia.   Salı Tem. 27, 2010 8:37 pm

Nadia Beauvoir
Emma Watson
Oldukça değişken bir yapıya sahiptir. Hem iki yüzlü hem de cana yakın bir dost olabilir. Çift karakter diyebiliriz. Lider ruhludur. Emretmekten hoşlanır.
Babası annesinin onu aldattığını öğrenince intar etmiştir. Babası Nadia 13 yaşındayken ölmüştür. Annesi ile büyük bir malikanede yaşamaktadırlar. Tek çocuktur. Bir zamanlar babasıyla arasının iyi olmadığı gibi annesiylede arası iyi değildir.
Öğrenci.


Arabayı park edip yolun karşısındaki eski binaya doğru ilerledik. Tam kapıdan içeri girecekken yüzümde patlayan flaşları hissettim. Ne oluyordu? Birden etrafımızı gazeteciler sardı. Sürekli soru soruyorlardı. En çok komiğime giden şey ise bizi sevgili sanmalarıydı. Kameralardan zorla kaçıp içeriye girdik. Neyse ki buraya gelemezlerdi. ‘’ O da neydi öyle? ‘’ Hızlıca koşup asansörün düğmesine bastım. Sanki birazdan kapıları yıkıp bizi yemeye geleceklermiş gibi bir gümbürtü kopuyordu dışarıda. ‘’ Eee yanında ünlü biriyle geziyorsun. Alış bunlara. ‘’ Gözlerimi devirdim. Sanırım kendini beğenmiş olduğu konusunda söylenenler doğruydu. ‘’ Alışmama gerek yok. Her zaman yanımda olmayacaksın. ‘’ 13. kata geldiğimizde asansörün kapısı yavaşça açıldı. Önden ben çıktım. Koridor beklediğimden daha sessizdi. Sanki kat kapatılmış gibiydi. Şüpheli bakışlarla her zaman çalıştığım büyük salona doğru ilerledim. Işıkları açıktı. İçeriye girmeden önce Tom’u kontrol etmek istedim. Arkama baktığımda orada yoktu. Nereye kaybolmuştu şimdi bu? Öfleyerek etrafa bakınmaya başladım. Oldukça karanlık olan koridorda tamamen siyah giyinmiş birini arıyordum. Ne güzel. Cam’ın kenarına yaklaşınca istem dışı olarak aşağıya baktım. Kalabalık daha da büyümüştü. Kesin hayran kitlesi toplanmıştır diye düşündüm. Aşarıya bakarken önüme dökülen kızıl saçlarımı elimle arkaya attırırken birden koluma yapışan bir el ile irkilip çığlığı bastım. Küçük prensimiz eğlenmeye çalışıyordu. Aman ne güzel… Göğsüne bir yumruk indirdim. ‘’ Pislik! ‘’ İlerleyerek onu ardımda bırakırken yüzümde silik bir gülümseme oluştu. ‘’ Acıdı. ‘’ göğsünü tutmuş sızlanıyordu. ‘’ Yürü hadi. ‘’

İçeriye girdiğimizde arka odadan müzik sesi geliyordu ve görünürde kimse yoktu. ‘’ Sen bekle burada. ‘’ Odaya girdiğimde müzik nerdeyse sağır edici derecede açıktı ve ocağın üzerinde yarısı kömür olmuş yumurta duruyordu. Müziğin sesini kızın tencereyi ocaktan indirdim. Buranın sıkı bir temizliğe ihtiyacı vardı ve tabi Sean’nın iyi bir yemeğe… Buzdolabının arkasındaki perdeyi çekip öteki odaya geçtim. Yani artık oda mı denmeli bilemiyorum. Perdeyle sınırlandırılmış bir bölüm diyelim. Duvara gömülü olan dolaptan eşyalarımı çıkartıp üzerime giyidim. Bol, diz hizasında, yeşil bir kapti ve üzerime askılı, beyaz tişört. Saçlarımı da el yordamı ile düzeltip atkuyruğu yaptım. El sargılarımı da alıp salona geri döndüm. Sean ile Tom çoktan tanışmış ve muhabbeti kurmuşlardı. ‘’ Hey… ‘’ Gülümseyerek Sean’a sarıldım. Dört gün önce görüşmüştük; ama yinede özlemiştim. ‘’ Senin odandan belediye çöplüğümü geçti? Berbat kokuyor ve çok dağınık. ‘’ Bunu duymaya alışmışçasına kafasını sallayıp alaycı bir gülümseme fırlattı. Elimdeki bandajları elime dolamaya başladım. ‘’ Ne yapacaksınız? ‘’ Bandajlamayı bitirip sağımdaki dolaptan box eldivenlerimi çıkarttım. Elime geçirip ayağa kalktım. ‘’ Anladın herhalde. ‘’ Ellerimi birbirlerine vurarak salonun ortasında duran Sean’ın yanına ilerledim. ‘’ Başlıyor muyuz? ‘’ Elbette dercesine bir baş hareketi yaptı. O bana nezaket gösterisinde bulunurken ben ilk helmemi yapıp sağ yumruğumu suratının üzerine indirmiştim.

...

Kendimi yere atıp hızla nefes alıp vermeye başladım. Tek kelimeyle bitmiştim. Soğuk bir duşa ardından da uykuya ihtiyacım vardı. Daha fazla devam edemeyecektim. ‘’ Sen kazandın. Pes ediyorum. ‘’ Eldivenleri elimden çıkartıp fırlattım. Burada uyuyabilirdim. Hiç kalkmak istemedim. ‘’ Yerler biraz kayganlaştırılmalı. ‘’ Sabunlu su! Sean’ın dediklerini geç algıladığım için üzerime bir kova sabunlu su döküldü. Gözlerim feci şekilde yanmaya başladı. Önce yerden kalkmaya çalıştım; fakat gözlerimde kapalı olduğu için ayağım kaydı ve tekrar kendimi yerde buldum. Zar zor ayağa kalkıp nereye gittiğimi bilmeden ilerlerken kovaya basmış olacağım ki adeta füze gibi fırlayıp Tom’un kucağına pat diye oturuverdim. Canının acıdığını ifade eden sesler çıkartıyordu; fakat şu an gözlerimden başka bir şey düşünemiyordum. Tom’un tişörtüne yapışıp gözlerime bastırdım. Gerçekten çok kötü acıyorlardı. ‘’ Lanet olsun! Ahah! ‘’ Avazım çıktığı kadar bağırdım. Acı biraz dindiğinde gözlerimi araladım. Hafifi bir yanmadan sonra daha az acır oldu. ‘’ Gözlerin kıpkırmızı olmuş. ‘’ Burun buruna olduğum Tom’a baktım. Gözleri endişeliydi ve ben her şey bulanık görüyordum. ‘’ Pat diye kucağına oturdum; ama kusura bakma artık. ‘’ Önemli değil dercesine bir hareket yapıp gözümü ovuşturduğum ellerimi tutup çekti. Teni oldukça sıcak ve yumuşaktı. ‘’ Ben iyiyim. ‘’] Gülümsemeye çalıştım. ‘’ Artık gitmeliyiz. ‘’ Omzundan destek alarak kucağından kalktım. Daha sonrada elinden tutup onu kaldırdım. Sean’e dönüp seslendim. ‘’ Biz gidiyoruz. ‘’ Tamam anlamında kafasını sallayıp tekrar yerlerle uğraşmaya gömüldü. Tom, önden gidip kapıyı açtı. Bu hareketi beni şaşırtmıştı doğrusu. Hala bulanık gördüğüm için ilerlerken ondan destek alıyordum.

Aşağıdaki kalabalık iyice kızışmıştı. Kalabalığı yararak zorla ilerliyorduk. Yanımızda korum falanda yoktu. On beş dakikada anca arabaya ulaşabildik. Bu gözlerle araba kullanamayacağım için şoför koltuğunu Tom’a devrettim. Tüm yol boyunca ikimizde konuşmadık. Aklım sürekli Jess’deydi. Zaten günümün yarısından çoğu onu düşünmekle diğer yarısı da hayatı takmıyormuşum gibi görünmeye çalışmakla geçiyordu.

Eve geldiğimizde ev halkını bahçede mangal yaparken bulduk. Burnuma cezp edici kokular geliyordu. Birden acıktığımı hissettim. Masa anladığım kadarıyla yeni kuruluyordu. Mutfak kapısına doğru ilerleyip cam kapıdan içeri geçtim. Bill bir şeyler arıyordu. ‘’ Ne arıyorsun? ‘’ Sesimden irkilmiş olacak ki elindeki tabağı yere düşürüp kırdı. Hâlbuki içeriye sessiz girmemiştim. Hemen eğilip parçaları toplaması için yardımcı olmaya koyuldum. Talihsizlik ki elini kesti. Aklı neredeydi bunun? Oldukça düşünceli duruyordu. ‘’ Sen iyi misin? ‘’ Elindeki parçaları alıp çöpün içine attım ve yaralı olmayan elini tutup sandalyeye doğru çekip oturttum. Çekmeceleri karıştırıp yara bandı aradım. Neyse ki bulmam çok zaman almadı. Elindeki kanı temizleyip yara bandını yapıştırmaya çalıştım. ‘’ Üzerin neden ıslak senin? ‘’ Sanki babam hesap soruyormuş gibi hissetmeme neden olmuştu bu ses tonu. ‘’ Sabunlu su. Sen onu boş ver de sana ne oluyor onu söyle. ‘’ Gözlerini çaresiz bir çocuk gibi yere eğdi. ‘’ Bir yığın şeyin altında eziliyorum artık. Nefes alamıyormuşum gibi geliyor. ‘’ Bu duyguyu oldukça iyi biliyordum. Hayatımın her dakikası her saniyesi bu şekilde geçiyor. Kendini iyi hissetmesini istediğim için kolunu sıvazladım. ‘’ Belki de her şeyi oluruna bırakmalısındır. ‘’ Sağ elim, bantlama işi bitmesine rağmen, yaralı elinin altında duruyordu. Uzun parmaklarının kemiklerini hissedebiliyordum. ‘’ İlk adım olarak iyice bir karın doyurmaya ne dersin? ‘’ Kalkıp elinden tuttum ve birlikte bahçeye çıktık. Etler, köfteler hazırdı. Sohbet ederek eğlenceli bir yemek saati geçirdik. Hepsi düşündüğümden çok daha iyilerdi.

Güzel ve yorucu bir gün geçirmiştim. Sofranın toparlanmasından sonra odama çekildim. Odam Tom ve Bill’in odasını arasındaydı. Doğal olarak diğer odalara göre daha küçüktü; ama zaten burada çok kalmayacaktım. Ben’in evimden getirttiği giysilerimi bavuldan çıkartıp dolaba yerleştiriyordum. O anda bir yerlerden bir şeyler ötmeye başladı. Pantolonumun cebinden geliyordu ses. Sesin kaynağını çıkarttığımda çağrı cihazı olduğunu gördüm. ‘’ Kahretsin! ‘’ Bunu tamamen unutmuştum. Hızla odadan çıktım. Hızlı hareket ettiğim için kapı arkamdan çarptı. Hızla merdivenleri inerken birden yan odadan fırlayan Tom karşıma çıktı. ‘’ Neler oluyor? ‘’ Şimdi ne yapacaktım? Hemen hızlı zekamı konuşturup bir yalan uydurdum. ‘’ Hasta bir arkadaşım var. Durumu ağırlaşmış. Yanına gitmem gerekiyor. ‘’ İnanmış gibi görünüyordu. Hemen anahtarları kapıp kapıyı açtı. ‘’ Sen nereye? ‘’ Şaşırmıştım. ‘’ Seninle geliyorum. ‘’ İşte şimdi daha büyük bir sorun almıştım başıma. Peki şimdi ne yalan uyduracaktım? Bu sefer yalan değil gevele ve kaç yöntemini uyguladım. ‘’ Şey… Gerek yok. Ben hallederim. O biraz aksidir. ‘’ Elinden sallanan anahtarı kapıp arabaya doğru koşturdum. Şaşkınlıkla arkamdan bakıyordu. Arabayı çalıştırıp gaza bastım.

Tüm yol boyunca bir şey olmaması için yalvardım kendi kendime. Sonunda gelebilmiştim. Arabadan hızla inip bahçe kapısından geçtim. Taş yoldan ilerlerken evin yalnızca bir odasının ışığı açıktı. Tam kapıdan içeriye girecekken arka tarafta, garajın önünde, duran siyah jeep dikkatimi çekti. Aklıma önce Tom geldi; fakat gideceğim yeri bilmiyordu ve zaten modeli biraz değişikti. Bu beni oldukça huzursuz etti. Derin bir nefes alarak kapının yanındaki saksıya eğilip kumu deşeledim. Anahtarı bulmam uzun sürmemişti. Kapıyı açtıktan sonra ağırca ittim. Bir iki adım atıp içeriye girdim. Etrafım oldukça karanlıktı ve hiç ses yoktu; sadece çatı katından anlayamadığım konuşma sesleri geliyordu. Sanırım ne olduğunu anlamıştım. Birden enseme dayanan silah bunun doğruluğunu kesinleştirdi. Hiç tepki vermeden öylece bekledim. ‘’ Ters bir hareket yapmadan yuları çık. ‘’ Bu genç sesi ilk defa duyuyordum. Ne yani beni yukarıya getirmesi için bir çömezi mi yollamışlardı? Kıkırdamama engel olamadım. ‘’ Neye gülüyorsun? ‘’ Biraz sessiz kaldıktan sonra hızla arkamı dönüp bileğinden kavradım. Bundan sonrası zaten kolaydı. Silahı yere doğru tutması için gerçekten baya bir güç harcamıştım. Ardından karnına geçirdiğim birkaç tekme sarsılıp elindeki silahı bıraktı. Sertçe yere fırlatıp gidip silahı aldım. ‘’ Üzgünüm bayım. ‘’ Kalbine nişan alıp iki el ateş ettim. Gerçi neden iki el bilmiyorum; ama sanırım hızımı alamadım. Onu orada öylece bırakıp üst kata çıkmak üzere merdivenlere yöneldim.

Neyse ki ikinci ve üçüncü katlara adam koymamıştı. Çatıya vardığımda ilk baktığım şey Jess ve Bay Jackson oldu. Neyse ki oldukça iyi görünüyorlardı. ‘’ Kraliçemiz teşvik edebildi. ‘’ Bu adamdan nefret ediyordum. Yine iyi giden bir günümü akşamında mahvetmişti. Gözlerimi kısıp şöyle bir baktım. Her zamanki gibi bacağım boyundaydı ve yine hiç çıkartmadığı yuvarlak gözlükleri gözünde duruyordu. Onun aksine yanında getirdiği adamlar oldukça kalıplı ve uzun boyluydular. İstemeden sırıttım. Neden sırıttığımı anlamış olacak ki yüzündeki fesat gülümsemenin yerini memnuniyetsizlik almıştı. ‘’ Yine aynı konu mu? Öyleyse o patronuna söyle asla olmayacak. Şimdi ortamı giderek siz mi temizlemek istersiniz yoksa… ‘’ Elimdeki silahı salladım. ‘’ …ben mi temizleyeyim? ‘’ Adamlarına bir işaret yaptı ve evi terk etmek üzere merdivenlerden aşağıya indiler. Aklıma sonradan geldiği için bağırarak arkalarından seslendim. ‘’ Aşağıdaki köpek leşini de götürün. ‘’ Daha sonra Jess’e ve doktora döndüm. ‘’ Siz iyi misini? ‘’ Evet, anlamında kafalarını salladılar. Yatakta bir ölü gibi yatan kardeşimin yanına oturdum. Yanağını okşadıktan sonra yanağından öptüm. ‘’ Hayatta kal olur mu? ‘’ Karşılıklı gülümsedik. ‘’ Pekâlâ. ‘’ Ayağa kalkıp merdivenlere doğru ilerledim. ‘’ Uzun bir süre sizi rahatsız etmezler. Önemli bir şey olursa haberim olsun. ‘’ Hoşça kal, anlamından elimi salladıktan sonra evi terk ettim.

Bu son olay oldukça sinirimi bozmuştu. Hemen eve varıp bir şeyler içmem gerekiyordu. ‘’ Lanet olası… Laneeeett! ‘’ Direksiyona birkaç yumruk geçirdim. Evin önüne geldiğimde arabanın motorunu durdurup biraz içinde oturdum. Şimdi ne yapacaktım? Hayatım bu soruları cevaplamakla ve gerçek hayatımı gizlemekle geçiyordu. Yan koltuğun üzerindeki silaha baktım. Onunla birini öldürmüştüm. Yine… Silahı da alıp arabadan çıktım.Eve doğru ilerlerken elimdeki silahı belime sokup tişörtümle üzerini kapattım. Neyse ki ışıklar kapalı olduğu için birine açıklama yapmak zorunda kalmayacaktım. En azından yarın sabaha kadar.

Eve girdiğimde direk odama gidip yatmayı düşünüyordum; fakat beklenmedik bir kapı gıcırtısıyla hemen mutfağa yöneldim ve su içiyormuş gibi yaptım. Gelen Bill’di. Bu beni biraz olsun rahatlatmıştı. Gerçi söylediğim yalanları yutacak kadar saf değildi; ama denemekten zarar gelmezdi. ‘’ Tüm gece neredeydin sen? ‘’ Sanırım Tom kimseye bir şey söylememişti. Elimdeki bardağı bangonun üzerine bıraktım. ‘’ Hasta bir arkadaşımın yanındaydım. ‘’ Yavaş adımlarla mutfaktan çıktım. ‘’ İyi geceler. ‘’ İkimiz aynı anda söylemiştik. Gülümsedim ve odama doğru ilerledim.

Herkesi, her şeyi geri bırakıp gitmek istiyordum buralardan. Artık yaşadıklarım bu çelimsiz ve cılız vücuduma o kadar ağır geliyordu ki. Belimdeki silahı çıkartıp komodinimin çekmecesine koydum. Sıcak su dolu bir küvet için banyoya doğru ilerledim; ama ilerleyemedim çünkü bu küçük odanın bir banyosu yoktu. Gözlerimi devirdim. Odadan çıkıp Tom’un odasına gittim. O kadar güzel uyuyordu ki. Bir süre durup onu izledim. Tüm gece bunu yapabilirdim; fakat uyandığında ona bir yalan daha söylemek istemiyordum. Banyoya gittim. Küveti sıcak suyla doldurduktan sonra soyunup suyun içine girdim. Bu oldukça rahatlatıcıydı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Andreas Chamberlain
Fotoğrafçı&Manken
Fotoğrafçı&Manken
avatar

Mesaj Sayısı : 235
Kayıt tarihi : 18/07/10

Şöhret
Puan: 630

MesajKonu: Geri: Nadia.   Salı Tem. 27, 2010 9:52 pm

Nadia Beauvoir , Emma Watson adlı modeli kullanıyor ve Constance Billard 4.Sınıf öğrencisi.

Kaydınız işleniyor.

******************


BALODA ANDREAS CHAMBERLAIN

Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Nadia.
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Gossip Girl R-Play :: XOXO Gossip Girl :: Nüfus Müdürlüğü :: Nüfus Kaydı-
Buraya geçin: