You know, you love me. XOXO Gossip Girl
 
AnasayfaAnasayfa  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Desiree Schult

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Desiree Schult
Constance Billard IV.Sınıf
Constance Billard IV.Sınıf


Mesaj Sayısı : 1
Kayıt tarihi : 28/07/10

Şöhret
Puan: 0

MesajKonu: Desiree Schult   Perş. Tem. 29, 2010 4:40 pm

- Ad & Soyad: Desiree Schult
- Kullanacağınız Ünlü (Özel ise iki adet ikon gösteriniz.)[şimdilik sadece bu var. Eve gidince ikincisini de yapacağım.]
- Karakteristik özellikler (4-5 cümle ile)Girişken bir kızdır. Arkadaş canlısı ve hareketlidir. Konuşkandır. Kendini haklı çıkarmak için her şeyi yapar. İyi bir düşünce kabiliyeti vardır. Gerektiğinde sessiz kalmayı becerebilir.
- Aile özgeçmişi (4-5 cümle ile)Schult ailesi 1652 yılında ortaya çıkmış bir ailedir söylentilere göre. İlk soyad Schalt iken, zamanla Schult halini almıştır. Yıllardır süregelen şirketleri ve başına geçen aile babaları vardır. Aile venezuelladan gelmektedir. Desiree 'nin ailesi pariste oluşmuştur.
- Öğrenci veya Yetişkin (Yetişkin ise olmak istediği meslek)Öğrenci.
- Örnek Rol oyunu

Belki de yaşamıyordum.

Korkumu titreyen gözlerime yansıtan bedenim oldukça yorgundu. Dün yaşadıklarımı unutamıyordum. Mavi gözlerimi rengarenk odamda gezdirirken , bir yandan da döktüğü incileri topluyordum. Yavaşça yatağımdan kalkarken üstümdeki kırmızı şortumun kıvrılmış sağ köşesini düzelttim. Beyaz koca penceremin yanına kadar geldikten sonra nefes almak için penceremi açtım. Doldurdum tüm oksijeni ciğerlerime. Sanki uzun süredir nefes almıyormuş gibi. Daima böyle kalmak isterdim aslında. Hiçbir şey umursamadan, şu koca şehrin insanlarından oluşan manzarayı seyretmeyi. Beton yığınlarının o mükemmel görüntülerini izlemeyi. Aptal çocukların sallana sallana okullarına girişini ve sevgililerin el ele yürüyüşlerini seyretmeyi. Ama yaşadıklarım buna izin vermiyordu. Joslyn izin vermeyecekti.

Haklıydı aslında. Hem de sonuna kadar. Kim arkadaşının yalnız kalmasına izin verirdi ki? Kim arkadaşı mutsuz olsun isterd? Joslyn da bunu istiyordu. Benim mutlu olmamı. Onu seviyordum Hem de çok. Kimse onun kadar düşünmemişti belki de beni. Ama bu benim suçum değil, annemin yanımda olmamasından ve babamın sürekli işte olmasından kaynaklanıyordu. Kim bilir babam belki benim kaç yaşımda olduğumu bile bilmiyordur.

Paris,2009,Ekim 11,22:38

Evden sinirle çıkmıştım. Babam yine evde olmamdan ve arkadaş edinmemden söz edip duruyordu. Sıkılmıştım. Arkadaş edinemiyordum işte.Joslyn’dan başka tabii. Bunca yıldır Paris’te yaşıyorum ve bir tek arkadaşım var. Babam öğrenmeli artık. Ben normal bir kız değilim.

Sokakta sinirli bir suratla yürüdüğümden dikkat çekiyor olmalıydım. Çoğu yaşıtım gibi topuklu ayakkabı ve elbiselerden hoşlanmıyordum pek. Üstüme geçirdiğim kalın t-shirt’üm ve adidas eşofmanımla oldukça sportiftim. Zaten bu yağmurda kısacık bir elbiseyle üşüyecek kadar aptal değilim. Yürümeye devam ederken çoğu kız ve erkek topluluklarıyla yüz yüze geliyordum. Aptalın teki olduğumu düşünüyor olmalıydılar. Önemi yok, bende aynı şekilde düşünüyorum.

Bulduğum ilk bara adımımı atmaya kalkıştığımda kapıdaki adamların sinir bozucu gözleri beni rahatsız etmişti. Umursamamaya çalışarak içeriye girdiğimde sakin bir ortam bulmak beni oldukça şaşırtmıştı. Bulduğum ilk cam kenarı olan yere oturdum ve bir garsonun gelmesini bekledim. Ah ne aptalım! Barda garson ne arar ki?Yerimden kalktım ve bar masasının önüne kadar gittim. Oradaki adamdan içecek bir şeyler istedim. Tatlı bir çocuktu. Siyah saçlarıyla mavi gözleri uyum sağlıyordu. Uzun boyu dikkat çekecek kadar abartılı değildi. Üzerine geçirdiği siyah t-shirt ‘ün üstündeki mavi çizgiler tamamıyla kendisiyle uyumluydu. Beyazdan koyuya dönük teni, giydiği converse’leri, hoş çocuktu evet. Tipik barmen işte.

“Ne önerirsin?”

“Al bakalım .” diyerek bir bardak turuncumsu içecek uzattı. Aldım ve gülümsedim.

Yerime geçtim. Oturdum. Bir yudum aldım turuncumsu içecekten. Oldukça güzeldi. İyi bir seçimdi. Dışarıyı seyretmeye devam ettim. İnsanlar şemsiyelerinin altında bir sağa bir sola koşuşturuyorlardı. Sevgililer nedense ıslanarak gitmek niyetindeydiler. Hava tamamıyla kararmamış gibiydi ama saat on bir oluyordu. Mavilik karanlıkla karışmış ve büyüleyici yıldızlar, yine büyülüyordu. Tabii işin içine yağmurda eklenince, şehir öylesine mükemmel görünüyordu ki! Her ne kadar beton yığınlarından oluşsa da, manzara bir farklıydı Paris’te. Sanırım yeşillikten çok, bu karmaşayı seviyorum. Çünkü ben yalnızdım.Gözlerimi barın içinde gezdirmeye başladığımda , içeriye bir grup girdi. Kızlar, erkekler… Kızlar genelde kısa elbiseleri ve kırmızı rujlarıyla dikkat çekiyorlardı. Erkekler ise genelde aynı model kazaklar ve kot pantolonlarla . Yine tipik Paris çocuklarıydı işte. Umursamadan önüme döndüm. Ama kafam benden izinsiz sürekli onlara dönüyor, gözlerim tek tek onları inceliyordu. İçlerinden biri sonunda bana doğru döndü.

Kızıl saçlar, mavi gözler… Uzun bir boy ve harika bir vücut… Diğerlerinden farklı olarak kırmızı bir kapri ve siyah bir t-shirt… Joslyn.


“Desiree?”

“Joslyn?”

“Ah seni uzun süredir görmüyorum!”

“Bende.”

Saatler, haftalar, aylarca aramasını beklemiştim. Ama aramamıştı. Beni hiç arayıp sormamıştı. Nihayetinde okulundaki katı kurallar ortadan kalktı ve bana mektup yazmaya başladı. Sürekli oradan bahsediyor, manzarayı betimliyor, insanları anlatıyordu. Hayatından memnundu. Bensiz… Ama ben aldırış etmiyordum tüm bunlara. Onunla tanışmadan öncede böyleydim. Arkadaşsız. Arkadaşım olmadan da yaşabiliyordum. Sessizliği, sakinliği, huzuru seviyordum. Ailemle olduğum her an yetiyordu bana. Ailemi bir kez olsun birlikte görebilmek… Bu sevindiriyor, aylarca , yıllarca mutlu kalmamı sağlıyordu. Birine bağlanıp kalamazdım. Bağlanmak. Hoşuma gitmiyordu işte. Sonsuza kadar köle… Ama Joslyn farklıydı. Anlayışlıydı. Kişiye göre tavırları değişiyordu. Mutluysa mutlu, mutsuzsa mutsuz olabiliyordu. Uyumluydu. En önemli arkadaş canlısıydı. Paraymış, şöhretmiş umurunda değildi. Ama havalı bir kızdı bu huyuna rağmen. Beni gördüğünde gözlerindeki ışıltı beni çok sevindirmişti. Arkadaşımı tanıyordum elbette. Bu aşırı mutlu bakışıydı. Anlamsızca gülümsedim kendime. Saçma gelmişti. Aşırı mutlu bakışı…

Arkadaşlarından çok benimle ilgilenmişti. Tüm gece hayatından, arkadaşlarından sevgilisinden söz etti. Beni de uzun zamandır aramak istediğini ama telefonumun hep kapalı olduğunu söyledi. Bu doğruydu. Arayan biri olmayınca açma gereği de duymuyordum. Ben bunu söyleyince suratındaki o ,aşırı mutlu bakışı, kayboluverdi. Bana daha da yaklaştı ve kızgınca bakarak,

“Hala arkadaş edinmedin değil mi?”

“Ah… Şey edindim de…”

“Yalan söylüyorsun. Benim buna tahammül edemediğimi de biliyorsun Des.”

“Jos… Ben yalnız mutluyum. Sessizliği, huzuru seviyorum. Hatırlasana sessiz bir ortamda meslek edinebilmek için mezar bekçisi olmak istiyordum.”

Neyse ki bu sözlerimin üzerine gülümsedi. Onu gülümsetmekte bana uzun bir süre yetecekti. Mutlu olmam için elbette. Küçük şeylerden mutlu olurdum ben. Fazlada gözüm yoktu. Babam milyarder olsa bile. Hala biraz olsun kızgın bakıyordu bana. Anlayamıyordum. Bu kadar mı acınacak durumdaydım? Bilmiyordum, bilmiyordum. Sonsuz kere daha , an-la-mı-yor-dum.

Sonunda dayanamadı. O mavi gözlerinden inciler dökülmeye başladığında her zamanki gibi elleri de titremeye başlamıştı. Sağ elini alnının üzerine doğru gidip hafifçe gözlerini kapattı. Ama incilerinin döküldüğü kısmı görebiliyordum. Gökyüzünden delinmişçesine akan yağmura eşlik ediyordu adeta. Sessizce… Tıpkı benim yaptığım gibi ağlıyordu. Kimse görmesin diye, yada kimse duymasın diye. O ağlarken rüzgar daha da şiddetlenmişti sanki. Yağmur daha da bastırmıştı. Şehir daha bir sessizleşmişti sanki. Her şey ona uyum sağlıyordu. Tıpkı onun sağladığı gibi. Korna sesleri, ayakkabı takırtıları , yağmurun cama o şiddetli vuruşu yankılanıyordu beynimde. Onu mutsuz etmiştim. Her zaman yaptığı gibi, başarısız olduğunda ağlıyordu. Ama onu başarısız eden bu sefer bendim. Bir mezar gibiyim adeta. Mavi gözlerimin büyülediği karanlık gecede konuşan bir ölü… Karanlığın için kaybolmaya yüz tutmuş o mavi gözlü cadı.

“Bunu neden kendine yapıyorsun?” dedi. Söylenecek söz yoktu. Karanlığın içinde kendimi, kendim atıyordum. Kendi kendimi kaybediyordum. Ruhum küfrediyordu bana. Bağırıyordu. Artık kendime gelmem için, vuruyordu bana. Ben ise aydınlıktaki bir kör gibi ,hiçbir şeyi umursamadan hayatıma devam etmeye çalışıyordum. Kimseyi umursamadan, kimse için yaşamadan. Joss, için bile. Kimse ama kimse ilgilendirmiyordu beni artık. Ben ruhuma tutunmuş , yaşayan bir ölüyüm. Uçurumun kenarındaki o masum kız. Yalnız, mutsuz ve sakin. Ölümümün sakin olacağı kesin zaten. Fazla sakinlik , kendimi kontrol altına almış bir ilaç gibiydi. Bu ilaç, artık yan etki yapıyordu.

“Ben… Bilmiyorum Joss. Sen varken beş altı arkadaşım vardı. Ama sen gidince hiçbiriyle konuşmadım. Beni bir kez bile aramadın! Ben hep yalnızdım Joss. Hep.Biliyorum kendi kendimi uçuruma sürükledim. Ama önemi yok. Sen buradasın ve biz hala arkadaşız.”

“Biz arkadaş değiliz Des. Ben ölülerle arkadaşlık edemem.”

Bunu söyledikten sonra hızla bardan çıktı. Arkadaşları kendi aralarında konuşurken onu fark etmediler bile. Dışarı çıkarken o yağmura karışan göz yaşlarını görebiliyordum. Hiç düşünmeden cebimden bir miktar para çıkarıp masaya bıraktım ve koşarak dışarıya çıktım. Sıcacık ortamdan soğuk yağmurlu bir ortama geçmek gerçekten kötüydü. Biranda yüzüme çarpan soğuk, beni kaskatı bir hale getirmişti. Ama ben artık kendimi düşünemezdim. Joss… Nerede?

“Joss!”

“Joss”

Beni duymuş olmasına rağmen durmuyordu. Koşarak yanına yetiştim ve hiç yapmadığım bir şey yaptım. Kolunu hızlıca tutup onu ara sokağa ittim. Elini çok sert bir şekilde tutuyordum. Ağlayan gözlerinde, bir tutam korku ve merak vardı şimdi. Sinirlendiğimi hiç görmemiş olmalıydı. Ama ona zarar vermezdim. Ağlayarak ayaklarına kapandım. Bağırabildiğim kadar bağırıyordum. Yavaşça oda aşağıya eğilmeye başladı. Omuzu tuttu ve gözyaşlarımı sildi.

“Des…”

“Ben annem ve babam yüzünden böyleyim anlasana. Günaydın demeyen bir baba, aramayan bir anne. Sürekli döven bir bakıcı… Neyse ki artık evden kaçabiliyorum. Sen olsaydın kolay atlatırdım belki. Yada atlatırdım en azından. Ama sen yoktun. Ve ben seni geri getiremezdim. “

“Ben… Üzgünüm. Gidersem benim için daha iyi olacağını düşünüyordum.”

“Ama olmadı! Neyse… Ben sana karşı hiç kin beslemedim! Asla nefret etmedim senden. Sen benim dostumsun ve öyle kalacaksın.”

Bana sarıldı. İkimizde ağlıyorduk. Sadece ağlıyorduk. Sırılsıklam olmuştuk mavi gecenin karanlığında. Yağan yağmur gözyaşlarımızla birleşip daha kuvvetli bir şekilde düşüyordu yere. Artık atlatabilirdim. En azından küçük bir ihtimal vardı. Dostum yanımdaydı. İki yıldır özlemini çektiğim arkadaşlığı tadıyordum doyasıya. Arık o karanlık mezarda yok olmaya yüz tutmuş mavi gözlü kız ben değildim. Artık aydınlığa girmem için birkaç adımım kalmıştı. Hiçbir şeyi önemsemeden yaşamıştım bu iki sene boyunca. Ama şimdi umursamayı öğrenebilirdim. Aşk… Bunu asla takmamıştım kafama. Zamanı geldiğinde olurdu zaten.



Paris,2009,Ekim 11,00:10

Yaşamak… Sıra bende değil.

Gözlerim karardığında pek korkmadım aslında. Ben hep karanlıktaydım zaten. Elimde Joss’un sıcak elini hissedebiliyordum. Bu bana inanılmaz derece bir güven veriyordu. Mavi gözlerim, kapanmış göz kapaklarımın altında saklanıyordu, ürkekçe. Kanayan yaram, acıyan canım, her şey yetmezmiş gibi başımda homurdanan babam , tüm huzurumu alıp götürmüştü. Karanlığın içinden çıkmaya birkaç adım kalmışken, birkaç bin adım vardı belki de. Her şey yoluna girecekken , yine yolumdan sapmıştım. Ben asla doğruyu bulamayacaktım. Belki de ölecektim. Yaşayamayacaktım her şeye yeniden başlamaya hazırken. Ama korkmuyordum. Ölmek son değildi. Diğer tarafta daha mutlu olurum belki.



Yumuşak yatağa yatırdıklarında, kollarımın her tarafına giren serumlar ve iğneler canımı yakmaya yetmiyordu. Yaramın kanadığının farkındaydım. Tinerciler tarafından saldırıya uğramış olmam umurumda değildi zaten. Ölmek korkutucu değildi. Korkutucu olan sevdiklerimi üzmekti. Ben kurtulacağımdan emindim. Tanrının içimi gördüğünden de emindim. Beni mutlu edebilecek bir tek o vardı. Ama geleceği bilmezdim. Belki de işlerin yoluna girmesi için bir felaket olması gerekiyordu. Bir küçük umut ışığı karanlık göz kapaklarımın altında yanmıştı sanki. Karanlığa bakmam gerekirken ben ışığa bakıyordum. O ışık söndüğünde göz kapaklarımı kaldırmaya karar verdim. Korkunun sırası değil.

“Bayan Schult?”

“Yaşıyor muyum?”

“Elbette. Durumunuz çok iyi. Arkadaşınız on yedi saattir uyanmanızı bekliyor. Onu çağıralım da biraz uyumaya çalışsın.”

İnanamıyordum. Joss hiç uyumamıştı ,ha? Mutlu uyanıyordum. Huzurun bir gün tam olarak beni bulacağından emindim. Buldu işte!

“Des!”

“Joss..”

“Nasılsın? İyi misin? Seni korumam gerekirdi. Çok aptalım. Keşke senin yerinde ben…”

“Şşş… Eğer öyle olsaydı ikimizde ölecektik. Bu daha fazla üzüntüye yol açardı. “

Joss’un söylediklerine göre biz ağlarken bir tireci cebimdeki yüzlüklerin birini almaya çalışmıştı. Joss, hızlıca yerinden kalkıp çocuğu yere düşürmüş ve paramı almıştı. Çocuk Joss’a bıçak doğrulttuğunda ben çocuğun önüne atlamıştım . Ve sonuç, iğren ilaç kokulu dört tarafı beyaz- mavi renklerde hastane odası ve kapının dibinde homurdanan bir baba, azarlayan bir anne.



İşte tekrar bu sabah kalktığımda ve camdan baktığımda hala aklımda bunlar vardı. Aradan bir gün geçmesine rağmen olayları harfi harfine hatırlıyordum. Eksiksiz. Her görüntüyü, her kareyi. Joss her gün yanıma geleceğine söz vermişti. Sözünü tutacağını biliyordum. Çünkü okumak için yatılı okula giderken döneceği için söz vermişti. Tutmuştu. Bunu da tutacaktı. Hayatım düzelecekti artık. Joss beni arkadaşlarıyla tanıştırıp çevremi geniş tutacağını söyledi. Ama benim için Joss yeterli bile. Joss annem ve babamla konuşmuştu. Sınavlarımı verdikten sonra annemin yanına, New York’a , gidecektim. Joss ile birlikte okuyabilecektik. Ve yeni bir çevre , yeni bir hayat. Babam benimle daha çok ilgileniyordu artık. Annem başımdan ayrılmıyordu zaten. Ben artık normalim. Yada normal olma yolunda.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Gisela Müller
Constance Billard IV.Sınıf, Admin
Constance Billard IV.Sınıf, Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 505
Kayıt tarihi : 18/07/10

Şöhret
Puan: 29

MesajKonu: Geri: Desiree Schult   Perş. Tem. 29, 2010 6:56 pm

Desiree Schult, 4.sınıf Constance Billard öğrencisi.

Nüfus kaydınız alınıyor... (Modelinizin adını belirtmemişsiniz. En kısa zamanda iki ikonn ve ünlünüzün adını özel mesaj ile yollarsanız ekleyeceğim.)

******************



Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Desiree Schult
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Gossip Girl R-Play :: XOXO Gossip Girl :: Nüfus Müdürlüğü :: Nüfus Kaydı-
Buraya geçin: