You know, you love me. XOXO Gossip Girl
 
AnasayfaAnasayfa  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Jourdain, Joyce

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Joyce Jourdain
Constance Billard IV.Sınıf
Constance Billard IV.Sınıf


Mesaj Sayısı : 71
Kayıt tarihi : 16/08/10

Şöhret
Puan: 0

MesajKonu: Jourdain, Joyce   Ptsi Ağus. 16, 2010 3:34 am

Joyce Phoebe Jourdain
- Frida Gustavsson, kullanan kişinin takımında başkası yer alıyor. Ha olmadı derseniz Edyta Zajac.
- Zeki, güvenilir, her daim tüm o diğer kötü kızların aksine korumacı ve iyi kalpli Joyce. Büyük şehrin değiştiremediği Joyce. Duygusal, sevimli kız. Gerçekten öyle olduğunu mu düşünüyorsunuz? O halde bir kere daha bakmanızı öneririm. O zaman kendi küçük grubu dışında asla ortaya çıkarmadığı küstah, alaycı ve engin bir küçümseme kapasitesine sahip olanı görebilirsiniz, pek de zor değil onun hışmını üstünüze çekmeniz, yani onunla tanışmak için beklemeniz gerekmez. Öyle herkesle uğraşan bir manyak değildir, fakat, eh, bir Fransız aşçısı nasıl olur da yemek yapmaktan müthiş bir zevk duyuyorsa bu Fransız kız da dumanı tüten intikamlardan müthiş bir zevk duyar. Güzel, bakımlı saçlara ve pahalı giysilere sahip olduğu sürece, Matta gibi İsa'yı takip etmemesi için hiçbir sebep yok. Drama kraliçesi, hedonist kedi.
- Annesi Camille ve babası Jason; biri stilist ve diğeri de öğretim üyesi. İkisi de kabus gibi. Ne giydiğine, nasıl yürüdüğüne ve notlarına her zaman kızın karakterinden fazla önem verildi. Bu nedenle de Joyce'un iman edercesine takip ettiği tek şey akademik başarısıydı elbette, ailesi kayıp abisinin izini bulup da Fransa'ya taşınana kadar. Sonrasında hiçbir şeyin önemi yok; sabahları kimin evinde uyandığı onun için hangi bardaktan su içtiği kadar önemli en fazla. Annesi hâlâ ara sıra kızını ziyarete geliyor, fakat Joyce o zamanlar dışında büyük, güzel bir dairede kuzeni Leah ile yaşamakta. Babası notları iyi olduğu sürece kızının hiçbir şeyiyle ilgilenmediği için her zaman çok arzuladığı o özgür yaşama sahip.
- Öğrenci
- Spoiler içine alınca fena halde kayıyor, böyle kalsın dedim.

Claudia hızlı ve hafif adımlarla okul girişindeki merdivenlere ulaşmayı amaçlarken, ona doğru esen rüzgarın etkisiyle uzun kahverengi saçları dağılıyor, bazen önünü görebilmesi için gözlerinin önünden onları çekmesi gerekiyordu. Artık iyice arkasında kalan Jeck'e bir daha dönüp bakmadı, zaten çoktan gitmiş olması akla fazlasıyla yatkın bir ihtimaldi. Gecesinin büyük bir bölümünü Claudia'nın sağ salim Hogwarts'a gelebilmesi için harcamıştı, neden geri kalan saatlerin tadını bir yerde eğlenerek geçirmek istemesindi ki? Kız kısa süre içinde büyük avluyu geçip, beyaz mermerden merdivenlere ulaşmıştı. Bir dakikalığına durdu, uzun ve ince parmaklı elini alnına götürdü ve muhtemelen şimdi etkisini tam olarak hissettiği Ateş Viskilerinin sonuncusunu hiç içmemesi gerektiğine kanaat getirdi. Serin havayı derince içine çekti, merdivenlerden hızlıca çıktı ve yine durdu. Son bir kez, güzel bir anının hatırlaması zevkli olacak bir kısmının zihninde yer almasını pekiştirmek amacıyla arkasına döndü. Gri gözleri önce hızla etrafa bakındı; Ay, çiçek bahçeleri, uzaktan ay ışığının vurmasıyla parlayan Bitkibilim serası, bekçi kulübesi... ve Yasak Orman. Sonuncuya gözlerini diktiğinde duraksadı Claudia, orada olmaması gereken biri Orman'a doğru yürüyordu. Hogwarts'a nasıl, neden girmişti peki? Ya da bekçi olmadığı bariz olan bu adam orada ne yapacaktı? Birkaç saniyelik şaşkınlığının ardından farketti, bir işi varmışçasına aceleyle Orman'ın içine doğru yürüyen adam, beklediğinin aksine henüz gitmemişti ve şimdi, Claudia'nın sadece 'özlem gidermek' olarak adlandıramayacağı bir şekilde Hogwarts arazisinin en tehlikeli kısmına girecekti. Peki o ne yapmalıydı bu durumda? Olasılıkları zihninde hızlıca tarttı, eğer Jeck'e yetişip neyin peşinde olduğunu anlamak istiyorsa bunu hemen yapmalıydı, burda durup düşünürken zaman kaybetmeyecekti. Ama 6 yıllık öğrenimi boyunca Hogwarts'ta, keşfetmediği tek yer olarak adlandırabileceği Yasak Orman'a girme fikri, onu gecenin geç saatlerine kadar Hogsmeade'de bulunma fikrinden daha çok ürkütüyordu açıkçası. Yine de bir şekilde Jeck'in orda ne yapmaya gittiğini merak ediyordu, hem de fazlasıyla. Daha fazla düşünmedi, Hogwarts'a girmek için olduğundan çok daha fazla bir hızla Yasak Orman'a doğru koşmaya başladı. Jeck'i girişte yakalamak için fazla vakti yoktu.

Kısa bir sürede nefes nefese, yanakları sarfettiği çaba ve az da olsa soğuktan dolayı pembeleşmiş bir şekilde girişte sessiz, yavaş adımlarla dolaşıyordu genç cadı. Burası açıklıkta bulunan şato civarından daha sıcaktı, yine de ona hala az da olsa soğuk geliyordu. Farkında olmadan, hala omuzlarında duran ceketi iyice üstüne çekti. Bir eli asasını sıkıca kavramışken, olabilecek her şeye karşı kulağını iyice açmıştı. Jeck eğer olağanüstü bir hıza sahip değilse, ki zaten onun 'şans' adında bir gücü vardı, ikincisine gerek olduğunu düşünmüyordu Claudia ve olması fikrinden de hoşlanmadığını farkederek sessizce güldü. Onun bir 'özel gücü' var mıydı peki? Ah, evet tabii ki. Mesela merağı, ısrarcılığı sayesinde başına çok güzel bela açabiliyordu, ki bu konuda hiç kimseyi üstüne tanımamıştı şimdiye dek. Olması zarar veren türden bir güç, mükemmel. Genç cadı ormana gireli birkaç dakika olmuştu, ve hala sık ağaçların henüz başlamakta olduğu bölgedeydi. Yine de acele edip, olası bir tehlikeye karşı savunmasız olmayı tedbirli ama yavaşça ilerlemeye tercih ederdi. Tabii eğer önünde rahatça kullanabileceği bir zaman dilimi olsaydı. Lanet olsun. Neden arkasına dönüp bakmıştı, hatta neden Jeck gitmemişti ki? Şimdi kendisini, onu bulmaya ve amacının ne olduğunu öğrenmeye zorunlu hissediyordu ve eğer kendisini biraz bile tanıyorsa, bu yolda kesin bir sonla karşılaşıncaya dek gideceğini biliyordu. Endişeyle dudağını ısırıp, koşmaya başladı yine. Bu sefer çok fazla hızlı değildi, yoksa koşarken uğultusunu daha da çok duyduğu rüzgar sayesinde hiçbir şey duyamazdı. Gerçi ağaçlar rüzgarı kesiyordu, ama bir yere kadar. Henüz tamamen kesebileceği kadar sık ağaçlıklı bir bölgede olmasa da, burası da kesinlikle tehlikeliydi, en az Orman'ın içi kadar.

Yorulmuştu, ayrıca her ne kadar uzun bir çizme giymiş olsa da ara sıra çevresinden dolaşmayıp, çabuk olması umuduyla aralarından geçtiği dikenli çalılar sayesinde Hogwarts'a döndüğünde bacaklarında bir çok kırmızı, çizgi şeklinde iz göreceğinden emindi, canı yanmasa da onu rahatsız ediyordu. Duyabildiği tek ses kendi nefes alıp verişleri, farkında olduğu tek hareket koşarken kendisinin yol açtıklarıydı. Yine de yabancı bir harekete karşı, irileşmiş gri gözleriyle etrafı da tarıyordu. Hızını biraz düşürmesi gerektiğine kanaat getirdiği sırada birkaç metre uzağındaki büyük, kırmızı çiçeklerle bezeli çalının ardında birşeylerin kıpırdadığını gördü... oldukça büyük birşeylerin. Anında durdu, parmaklarının eklem yerleri asayı sıkıca kavramaktan bembeyaz olmuştu ve hafif bir sızı hissediyordu, yavaşça omuz hizasına kadar yükseltti ve fısıldadı. Etrafına fazla olmasa da bu karanlık gecede Claudia'nın ileriyi görebileceği şekilde ışık saçan asasını ileriye doğru uzatmıştı şimdi de, korktuğu her zaman gibi kalp atışları fazlasıyla hızlanmıştı ve hafif, garip bir şekilde dönmeye başlayan başının heyecanının belirtisi olduğunu biliyordu. Etrafı sık, kökleri toprağın yüzeyine çıkmış olan yaşlı ağaçlarla çevriliydi ama yer şimdi toprak ve taştan ibaretti, çimenlerde olduğundan daha hızlı koşabiliyordu ama birşeylere takılma riski daha yüksekti. Eğer gördüğünden, bir gölgeden ibaret olmadığından emin olduğu karaltıyı boşverip geçip gitse, arkasından kolayca gelebileceğini düşündü. Ama eğer yaratığı görüp, etkili bir büyüyle onu durdurursa daha fazla güvende olacaktı. Hem de iyice artmış olacak olan güveni, onu fazlasıyla motive edecekti. Sessiz ve yavaş bir biçimde yaklaşmaya çalıştı büyük çalıya, gözünün önüne gelen saçını kulağının arkasına atmıştı ki yerde duran kuru bir dal parçasına bastı. Az sonra neler olabileceğini düşünüp yavaşça gözlerini kapadı, dudakları onun sertçe ısırmasından dolayı iyice açık kırmızı bir renge bürünmüştü. Expelliarmus... Hayır, çok saçma, burda büyü yapacağım şeyin bir asası yok ki. Peki, Ebublio o halde... Ama yoo, etkisi fazla güçlü değil. Ah, o halde Confringo, Tanrı aşkına o halde onu veya etrafındaki şeyleri patlatayım! Kızgınca söylendi, gözlerini açtı ve çalının arkasına dikti. Kayda değer bir hareket yoktu, sadece dalların uçlarını süsleyen kırmızı çiçekler rüzgar yüzünden belli belirsiz sallanıyordu. Bu Claudia'yı nedensizce, biraz da olsa rahatlatmıştı ve bir adım attı. Asasının ucuyla çalıyı dürttüğü anda, kendisine çevrilen parlak, nokta şeklindeki gözleri gördü ve geri geri gitmeye başladı. Gerekli büyü neydi? Coningo, Confentus, hayır. Yaşadığı şokun etkisiyle onu bile unutmuştu, ve Yasak Orman'da karşılaşabileceğiniz en berbat yaratıkların rahatlıkla başında gelebilecek bir dev örümcek ona yaklaşıyordu. Etrafı ağaçlarla kuşatılmış, genele göre açıklık sayılabilecek bir yerdeydiler ve çıkması da dikkat gerektiriyordu, yanlış yere saparsanız Yasak Orman'ın en ıssız taraflarına gidebilirdiniz. Kaçamazdı. O anda indirmiş olduğu asasını yeniden doğrulttu ve güçlü bir sesle, aklına gelen büyüyü yaptı. Şoku atlatmıştı, şimdi sadece mantığıyla burdan sağ çıkmayı planlıyordu.

" Confringo! "

Elinin ani bir şekilde titremesi sonucu asasından çıkan parlak mor büyü örümcek yerine onun yanındaki kayaya isabet etmişti. Kaya gürültüyle parçalara ayrılırken, küçük bir parçası da Claudia'nın omzuna çarpmıştı. Acı yoktu, önemseme yoktu. Bu küçük hasarla, eğer burdan sağ çıkabilirse de ilgilenebilirdi ama şimdi zamanı yoktu. Kayanın çoğu parçası rastgele etrafa savrulurken, birkaç iri parçası da örümceğe isabet etmişti ve bu, genel dev örümceklere göre küçük sayılsa da genç cadıdan belirgin derecede daha büyük, daha iri olan örümceği sinirlendirmekten başka bir işe yaramamıştı. Yaratık kızgınlığını belli eden bir tıslamayla öne doğru atılıp, yavaş sayılabilecek bir şekilde ilerlemeye başlamıştı. Ne kadar vardı aralarında, 10-15 metre? Claudia'nın burdan çıkmaya zamanının yetebileceği kadar değil. Genç cadı yeniden geri geri gitmeye başlamıştı, ama birkaç adımdan sonra iri bir ağaca sırtının dayandığını hissetti. Durup büyü yapmaktan başka bir çaresi yoktu, ama başarılı olup olamayacağını bilmiyordu. Derin bir nefes alıp yutkundu, şimdi çalıya bakarken olduğundan çok daha hızlı atan kalbinin sesini kendi bile duyabiliyormuş gibiydi. Örümceğe odaklandı, yapacağı herhangi bir harekette büyüyü yeniden yapacaktı ve bu sefer, hedefi tam karşısında olduğu için başarı şansı daha da yüksekti. Birkaç saniyenin ardından örümcek öne doğru atıldı, ama Claudia'nın yapabildiği tek şey beklediğinin aksine gözlerini kapayıp, şu işi acı olmadan halledebilmeyi dilemek olmuştu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Alex Mclain
St.Jude IV.Sınıf, Admin
St.Jude IV.Sınıf, Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 1215
Kayıt tarihi : 18/07/10
Lakap : Lex

Şöhret
Puan: 113

MesajKonu: Geri: Jourdain, Joyce   Ptsi Ağus. 16, 2010 11:21 pm

Joyce Phoebe Jourdain, Frida Gustavsson adlı ünlüyü kullanıyor ve Constance Billard VI. Sınıf öğrencisi.

******************

Never enough to get what I want.
Kübizm bitmedi.



Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Jourdain, Joyce
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Gossip Girl R-Play :: XOXO Gossip Girl :: Nüfus Müdürlüğü :: Nüfus Kaydı-
Buraya geçin: