You know, you love me. XOXO Gossip Girl
 
AnasayfaAnasayfa  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Yolunu Kaybetmiş Bir Melek

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Mike Pysean
St.Jude III.Sınıf
St.Jude III.Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 173
Kayıt tarihi : 18/07/10

Şöhret
Puan: 21

MesajKonu: Yolunu Kaybetmiş Bir Melek   Perş. Eyl. 02, 2010 8:12 pm

Uyumamak. Bunun için bir çok neden var gerçekten. Bulmanız için aramanıza bile gerek yok, aklınıza bu cümleyi tanıttığınız anda bir anda yüzlercesi arasında kaybolup gittiğinizi görebilirsiniz. En azından benim hayatım için kesinlikle böyle. Kesinlik? Bu kesinliktende nefret eden biri olmama karşın evet böyle. En azından saatin öğlen olmasına bir kaç saat kalmıştı. Normal insan uykusuna benzer bir uyku düzenimin olmasına şükretmem gerekir. Niye böyle düşüncelere sahip oldum hiç bilmiyorum ama emin olduğum tek şey O'nu gördüğümden beri hissettiklerim ve yaşadıklarımın genellemenin çok dışında olduğuydu. O kim mi? Odille. Hakkında küçücük bir parça bilgim olmamasına karşın, kendi hayatımda en çok düşündüğüm bayan o olmuştu. Bir saniye? Hangi kızı kafama bunları düşünecek kadar takmıştım ki. Uykusuzluktan düşüncelerimin karmaşılıklığına tanık oluyorum evet. Ya da Odille'ın etkisine kapılıyorum. Her neyse ikiside bir birine bal ile arı kadar yakınlar. Tanıdık odamın görüntüsü bu sefer her zamanki monoton havasında değil gibi, veya benim bakışlarım her zaman ki gibi değil hayata... "Uykusuzluk ve Odille'ın etkileri" kısmına bu monoton bakışıda eklemeliyim belki. Nasıl olurda hayatının tek parçasına tanık olupta tüm düşüncelerim onun etkisi altına girebilir ki?! Nasıl uykularımı bölüp acaba bana mesaj atmış mıdır diye telefonumu elimden düşürtmeyecek bir hal alabilir... Pişman falan değilim, onu düşünmek niyeyse hoşuma gidiyor. Dakikalar içinde gördüğüm yüzünü zihnimde canlandırmak... Uyanma vaktiydi, kanımın damarlarımda akma isteğini hissedebilir duruma gelmiştim. Lanet olsun! Her yerim uyuşmuş ve aynı anda yüzlerce iğne batırılıyor gibi acı içerisindeydi. Bir duş iyi gelmişti. Üstüme sevdiğim mavi t-shirtümü geçirmiştim, altıma da mavinin başka bir tonunda şortumu giymiştim. Şimdi ne yapacaktım? Günlerden? Takvim? Ah. Cadılar bayramı. Kostüm. Cadı. Süpürge? Hiç mi hiç ilgim yoktu bu konularda. Oturupda üstüme bir kostüm geçirip caddelerde koşuşturmak saçmaydı kesinlikle. Çocuksu bir düşünce için bile saçmaydı? Aslında. Özgürlük. Fena olmazdı. Yinede özgürlüğün maskelerin altında değil karanlıkta olduğuna inanıyordum. Siyahın bana çağrıştırdı şey özgürlüktü. Odille'in çağrıştırdığı şeyde yaşamdı. Ne! Saçmalıyorum ben böyle. Elime belki zilyonuncu defa mesaj gelmesi umuduyla telefonumu elime alıp boş gelen kutusunu karıştırdım. Dağınık evimin, siyah deri çift kişilik koltuğuna kendimi bırakmış boş boş tavana bakınmaya başlarken, kapı zili. Niyeyse aşırı tepki verip heycanlanmıştım. Düşünecek vaktim yoktu. Koşar adımlarla kapıyı gereğinden fazla hızlı açmıştım. Gördüğüm şey beyazlara bürünmüş bir kız. Hayır bu bir kostüm? Ah, bu bir melek kostümü? Evet kesinlikle öyle. Ama kim bu? Başını hafif eğdiğinden dolayı yüzünü seçemiyordum. Cadılar bayramı... Şeker? Şeker mi istedi? Öyle gözüküyordu. Küçük bir kahkaha koyvermiştim. " Bir saniye bekle şeker sever melek. ". Gerçekten bunu yapıyordum. Mutfağın tezgahında duran kavonozdan bir avuç dolusu şeker getirip melek kostümlü kızın yanına gelmiştim. İçimde anlam veremediğim bir şeyler vardı. Merak?! Bilmiyordum.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Odille Amélie Rousseau
Constance Billard IV.Sınıf
Constance Billard IV.Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 90
Kayıt tarihi : 07/08/10

Şöhret
Puan: 4

MesajKonu: Geri: Yolunu Kaybetmiş Bir Melek   Perş. Eyl. 02, 2010 9:12 pm

Ne yapıyordum ben böyle? Her ne kadar Cadılar Bayramı dolayısıyla üzerimdeki kostüm çok dikkat çekmese de, kostümün küçük bir kız çocuğu yerine kazık kadar bir kızın üzerinde olması etrafımdakileri şaşırtıyordu. Yetişkinler için değerini yitirse de merak ediyordum, hâlâ şeker toplama heyecanı yaşayan çocuk var mıydı? Çocuklar ne yapıyordu bilmiyordum ama ben küçülmüş gibiydim. Çocuksu bir hal vardı üzerimde. Heyecanla koşup şeker yemek istiyordum. Bu fikri daha delice kılan da kişi ve yer seçimimdi belki de. Hem asırlar önceymiş gibi gelen hem de anısı dün gibi taze olayda tanıdığım –buna da tanımak denirse- bir gencin evine gitmek ne derece mantıklıydı bilmiyordum. Heyecandan kıpır kıpırdı içim. Bunun bayramdan kaynaklandığını düşünmek işime geliyordu. Diğer ihtimal korkutucuydu. Ah, evet. Çekiniyordum Mike’tan. Düşüncesi bile bir heyecan dalgasına ve telefona uzanma isteği yaratsa da son günlerde hayatıma giren her şey gibi ondan da korkuyordum. Komik değil mi? Kim korktuğu adamın evine gider? Hem de bayramda? Hem de melek halinde? Düşüncenin saçmalığı kafama dank ettiğinde kapının önüne gelmiştim bile. Bir an geri dönmeyi düşündüm. Onun kartını yırtıp bir fiyaskoyu önlemeyi de. Manhattan’da kimse bayramlarda evde oturmazdı. Tekrar kendini gösteren heyecan dalgasına karşın adımlarımı durdurmadım. Nasıl olsa evde olmayacaktı, ben de denedim deyip pişman olmayacaktım. Evet evet aynen böyle olacaktı. Akşamki partilerden biri için hazırlık yapıyor bile olabilirdi. Bale pabuçlarımla paspasın üstünde durup derin bir nefes aldım. Tamam, biliyorum. Bale pabucu fikri de garip olmuştu ama bu beyaz fırfırlı kıyafete daha uygun ayakkabım yoktu. 5 yaşındaki merakımın bir eseri olarak bale yapmayı bilsem de her gün gösteriye çıkmıyordum. En son 2 yıl önce tekrar bale yapma isteği duyduğumdaki ayakkabı numaramın aynı kalması mucizeyle eşdeğerdi. Zira yalın ayak bir melek olarak gökten düştüğüme inandırabilirdim onu. Son kontroller yapılsın. İşlemeli ipek elbisenin ip askıları, ilk alındığı zamandan bu yana kısalmış fırfırlı eteği, yumuşak bukleler, işlemeli kanatlar, pırlanta kolye takımı, hafif göz makyajı ve son olarak emektar kanat dövmesi. 2. sınıftan beri devam eden melek hayranlığım yüzünden bir ara sırtıma kanat dövmesi yaptırmıştım. Annemin bastığı yaygara dün gibi aklımdadır. Her neyse, görünmemesi önemliydi işte. Mükemmel göründüğüme kanaat getirince, titrek ellerle kapıyı çaldım. ‘Ne olur kapıyı açma.’ Başımı eğip beklerken aklımdan geçen kelimesi kelimesine buydu. Ama içimden bir sesin açması için yalvardığının farkındaydım. Kabullenmek içinse çok korkaktım işte. Aklın ve kalbin savaşı derler ya, aynen öyle sürdü bekleyişim. Derken çok sürmeden kapı açıldı. Karşımdakine bakmaya cesaretim yoktu ama Mike olduğuna emindim. Nabzımın arttığını hissettim. Rezil olma korkusundan kaynaklandığını düşünmek fazla iyimserlik olurdu. Herhalde o da çok dikkatli bir gününde değildi ki beni incelemeye fırsat bulamadan gülerek şeker almaya gitti. Gülerken çıkardığı sesler, sıcaklık dalgası yaymıştı vücudumda. Rahatlayarak zıpır ruh haline büründüm. O dönerken başımı kaldırdım ve gülümseyerek baktım. Dağılmış görünüyordu. Gözleri kanlanmıştı. Uyuyamamış mıydı acaba? Merhametin esiri olup geri dönmek için çok geçti. Mike geri dönmüş, yüzümü görmüş ve şaşırmıştı. Yüzünden okuyabildiğim tek şey şaşkınlıktı. Bir süre ne diyeceğimizi bilemeden öylece durduk. Sonra ben deli cesaretiyle avucundaki şekerlerden birini kapıp ağzıma attım. Tadı çok garipti, ister istemez yüzümü buruşturdum. Kendimi yemeye zorlamasam da gülerek konuşabildim. “Bu şekerleri kaç bayram önce almıştınız bayım? Üzgünüm ama bunu kabul edemem. Ceza olarak cüzdanınızdaki tüm paraya el koymamı istemiyorsanız mutfağınızda daha yeni şekerler arayabilirim. 90’lardan kalma olması benim için yeterli.” Onun da güldüğünü görünce düşünmeden geçtim kolunun altından. Konuk sevmeyen ev sahibi, fazla yüzsüz bir misafire denk gelmişti. Şansına küsecekti artık. Hafızamda kalan bale hareketleriyle salona girdim. Son bir sıçrayıştan sonra fazlasıyla dağınık salonda bir koltuk seçip kuruldum. Hemen arkamdan gelen Mike konuşabilecek hale gelmiş gibiydi. Kahkaha patlatıp hemen ayağa fırladım. “Yoksa bir meleği bile mi kabul etmeyeceksin evine? Biz yolunu kaybetmiş melekler istenmediğimiz yerde kalamayız.” Üzülmüş gibi dudaklarımı büzdüm. Kapıda beni izleyen Mike’a yaklaştım ve çocukça bir nazla hemen önünde durdum. Küçükken de biri beni üzdüğünde böyle yapardım. Aynısını uygulayacaktım işte. Saçlarımı savurarak arkamı dönüp kollarımı kavuşturdum. Küçükken olduğu gibi fazla uzun saçlarımı yüzünde bulup buzları eriyen her çocuk gibi aynı şeyleri Mike’tan bekledim. Saçma bir fikirdi belki ama inanıyordum işte. Bugün her zamankinden daha çocuktum. Fakat ne yazık ki Mike değildi.

RPOut: Kusura bakma aceleye geldi, saçmalamış olabilirim. İdare edersin umarım.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Mike Pysean
St.Jude III.Sınıf
St.Jude III.Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 173
Kayıt tarihi : 18/07/10

Şöhret
Puan: 21

MesajKonu: Geri: Yolunu Kaybetmiş Bir Melek   Cuma Eyl. 03, 2010 4:56 pm

“Bu şekerleri kaç bayram önce almıştınız bayım? Üzgünüm ama bunu kabul edemem. Ceza olarak cüzdanınızdaki tüm paraya el koymamı istemiyorsanız mutfağınızda daha yeni şekerler arayabilirim. 90’lardan kalma olması benim için yeterli.”. Vereceğim tepkiden önce ağır bir şaşkınlık ve mutluluk krizi geçirmem gerekti. Gördüğüm. Odille? Odille! Evet gerçekten oydu. Ya da sonunda kafayı yemiş onun hayallerinin gerçek olduğunu falan görüyordum. Hayır, olamaz. Onu bu şekilde hiç hayal etmemiştim. Bir meleği nasıl hayal edebilirdim?! Küçük bir kız gibi durmuştu gözümde önce, ama şimdi çok başkaydı. Sonunda kendimi krizlerden çıkarabildiğimde yüzüme istem dışı bir gülümseme yerleştirmiştim. Tam kendime gelecektim ki kolumun altından geçip salonuma doğru gitmişti Odille. Balerin edasıyla adımlarını atmıştı. Kendime gelmek istiyordum! Hala ona bakakalmış haldeydim. Büyülenmiş gibi ona bakıyordum, aslında büyüsüne kapılmıştım bile. “Yoksa bir meleği bile mi kabul etmeyeceksin evine? Biz yolunu kaybetmiş melekler istenmediğimiz yerde kalamayız.” . Yine tatlı küçük kız edasıyla dudaklarını büzmüştü. O an dudaklarına yapışma isteği duymuştum. Ah. Neler düşünüyorum... Saçlarını savurarak arkamı dönüp kollarını kavuşturmuştu. Gördüğüm tüm kız çocuklarından daha tatlı geliyordu o an. Hissettiğim tüm şeylerden daha yumuşaktı yüzümde savrulan saçları. " Üzgünüm küçük melek. Sizin yani meleklerin beni büyüleme güçleri olup olmadığını kestiremezdim değil mi?". Odanın halini düşünme vakti. Lanet olsun salonum her zamankinden daha dağınık gözüküyordu kesinlikle. Bunu anlamam için gözümle kontrol etmeme gerek yoktu. Emindim öyleydi. Kendime gelmem için bir kaç saniye nefes almam gerekti. Elinden kibarca tutup en düzenli gördüğüm iki koltuğa geçirdim Odille'i. Lanet olsun! Koltuğun yanındaki masada ne vardı öyle?! Gerizekalı kuzenimin, gerizekalı fotoğraf kareleri. Hangi akılsız kız arkadaşıyla amuda kalkıp fotoğraf çeker? Umarım yanındaki kuzenimi görmüştür Odille. O kızın benle alakası yok. Hmm, şimdi bir bakalım. Mike Pysean malikanesine hoş geldiniz sayın melek. Şekerlemelerime yağdırdığınız övgüler için çok teşekkürler. Ayrıca başka şekerim yok maalesef. Ama istersen kahvem var?".

Rp out:
Özür dilerim, özür dilerim. Saçmalığı görülmemiş düzeyde*-*.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Odille Amélie Rousseau
Constance Billard IV.Sınıf
Constance Billard IV.Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 90
Kayıt tarihi : 07/08/10

Şöhret
Puan: 4

MesajKonu: Geri: Yolunu Kaybetmiş Bir Melek   Paz Eyl. 05, 2010 11:24 am

Şımarık oyunumun sürdürülmesi içime su serpmişti. Bayağı bulup gözlerini devireceğine yerin dibine geçmeyi yeğlerdim. Onun nazik yönlendirmesiyle koltuklardan birine konarken, aklım hâlâ ‘büyüleme’ kelimesinde takılı kalmıştı. Acaba laf olsun diye mi söylemişti, yoksa gerçekten hoş bulmuş muydu? Ah, neler düşünüyordum öyle? Onun düşüncelerinin önemi yoktu ki. Bu yüzden bu kadar süslenmiş, bin bir ikileme düşmüştüm. Kimi kandırdığım da belliydi, kendimi. Mike’ın kahve önerisiyle düşüncelerimden sıyrılıp yüzüme bir gülücük kondurdum. Onun yumuşak bakışlarını hissedebilme ayrıcalığını yaşarken hafifçe eğildim. Baş döndürücü parfümüne rağmen oyunumu bozmadım ve etrafı kolaçan ediyormuş gibi yaptım. Gözlerimi kısıp tekrar ona döndüğümde fısıldadım. “Sana bir sır veriyim mi? Aslında biz melekler kahve içmiyoruz. Ama hazır cennetten düşmüşken senin için bir istisna yapabilirim.” Gülümseyerek geri çekildiğimde o parfümü bütün gün arayacağımı biliyordum. Çabuk toparlanıp Mike’ın mutfağa gidişini izledim. Mutfaktan gelen çeşitli çarpışma seslerine bakılırsa galiba pek becerikli biri değildi mutfak konusunda. Kıkırdayarak onu dinlerken salonu incelemeye koyuldum. Aylardır kadın eli değmediğinden mi böyle dağınıktı bu ev? Öyle olmasını umdum, çünkü aksi olan tek düşünce buranın party-girl sığınağı olduğuydu. Öfke parlaması hissettim, bana neyse? O öfke dalgasını şiddetlendirecek fotoğraf gözüme iliştiğinde saf bir merakla yaklaşmıştım. Bu çakma sarışın da kimdi öyle? Ters tuttuğumu sanmıştım önce fotoğrafı, çünkü gündelik yaşamda her fırsatta amuda kalkıp fotoğraf çektirmiyordum! Elim yanmış gibi aldığım yere fırlattım fotoğrafı. Mike’ın ilginç eğlenceleri olduğunu da öğrenmiş bulunuyordum. Sevgilileriyle yaşadığı maceraları anlatmamasını umdum. Yoksa kendimi tutamayıp boğazına yapışabilirdim. İçimde gidip hesap sormakla ilgili dayanılmaz bir istek belirdi. Biraz da bağırıp çağırabilirdim. Tam doğrulmaya davranmıştım ki kafama dank etti. Ben onun hiçbir şeyiydim. Arkadaşı bile değildim, nasıl hesap sorabilirdim ki? Bu düşünce çaresizce yutkunmama sebep oldu. Bir yandan gereksiz bir hüzün, bir yandan da gereksiz bir öfke duyuyordum. O sırada Mike’ın içeri girdiğini fark edince çabucak bir gülümseme yapıştırdım suratıma. Duygularını kolay saklayan birine göre bu hiç zor değildi. Çıldırmamak için şakaya vurarak giderecektim merakımı. Elindeki fincanlardan birini sehpaya koymasını ve yanıma oturmasını bekledim. Yapmacık bir gülüşle başladım konuşmaya. “Sen her misafirine böyle mi yaparsın? Yani, kahve komasına sokup günlerce uyutmaz mısın?” Anlamamış gibi görününce parmağımla kan çanağına dönmüş gözlerini gösterdim. Sonra da sıcak fincanı ellerimin arasına alıp elimi dumanın üstünde gezdirmeye başladım. Ve en can alıcı kısma geldim. “Belki de amuda kalkıp fotoğraf çektirmeyi tercih edersin. Ah, üzgünüm. Amuda kalkma eğlencesinin sadece sarışın güzel kızlara özel olabileceğini düşünemedim. Neyse, kahveyle idare ederiz artık.” Yapmacık gülüşümü sabit tutmam zorlaşıyordu. Ya sana ne derse diye ödüm patlıyordu ama öte yandan bir güzel azarlayasım vardı onu. Ve ya önce o sarışını benzetmek isteyebilirdim. Kahveden bir yudum alınca içimi ısıtan sıcaklık maskemi düşürmüştü. Yüzümün düştüğünün farkında bile değildim. Öfkeli bakışlarımı fotoğrafa dikmiş kahveyi yudumluyordum. Cevap mı bekliyordum? Haddim olmasa da, evet. Aslında, tek bir inkâr kelimesi bile beni havalara uçurabilirdi. Kimseye kolay güvenmeyen biri olduğumu keşfetmeme karşın onun farklı olduğunu inkâr edemezdim. Hoşuma gitmese de ona öyle inanmak istiyordum ki, köprüden atla dese bir an düşünmezdim.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Mike Pysean
St.Jude III.Sınıf
St.Jude III.Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 173
Kayıt tarihi : 18/07/10

Şöhret
Puan: 21

MesajKonu: Geri: Yolunu Kaybetmiş Bir Melek   Paz Eyl. 05, 2010 12:23 pm

“Sana bir sır veriyim mi? Aslında biz melekler kahve içmiyoruz. Ama hazır cennetten düşmüşken senin için bir istisna yapabilirim.” Küçük oyunumuza devam ediyor gibi gözüküyordu. Gerçi ona baktığımda beyazlar içinde bir melek olduğuna inanmam işten değildi. Gerçekmiş gibi bile davranabilirdim. Gözleri fazla etkiliyordu beni. Gerçekten kedime bir dur demesem içine düşücek gibi bir hal alıyordum. Sanırım yine kendimi tutamama krizlerine girecektim. Bir şeyler yapmalıydım. Kahve! Onu seviyorum. Mutfağa doğru yönelip etrafı en azından "Çöplük!" sıfatından kurtarabilecek müdaheler yapmaya başlamıştım. En iyi dostum kahve makinesini! Gerçi onun yerini bulmak biraz zordu. Nedeni düzensizliğim değil, aklımın tamamen Odille kuşatması altında olmasıydı. Elini tutup onu buyur ettiğimde tenini hissettiğimde etkisi zaten dayanılmaz olan seviyeyi çoktan geçmişti. Ah, hayatımda ilk kez bir bayana dayanamıyordum. Soğukkanlı kişiliğimin tam aksi bir davranıştı. Başka biri olsa hiç bir şekilde etkilenmezdim bile... Kahve makinesinin "Bip" sesi hazır olduğunu haber verirken Odille'in kostümüyle uygun beyaz renkli fincanları hazırlamıştım. Derin bir nefes alıp günlerce uykularımı çalan kızın yanına adım atmaya başlamıştım. Yüzünde bir gülümsemeyle karşıladı beni. Fincanları sehpaya yerleştirip yanındaki yerimi almıştım. Bir şey demeden Odille, “Sen her misafirine böyle mi yaparsın? Yani, kahve komasına sokup günlerce uyutmaz mısın?”. Anlamayan gözlerle ona bakmaya sürdürdüm. Parmağıyla gözlerimi işaret ettiğinde anlamam uzun sürmemişti. Gözlerimdeki kan damarlarından bahsettiği kesindi. Küçük bir kahkaha atmıştım. “Belki de amuda kalkıp fotoğraf çektirmeyi tercih edersin. Ah, üzgünüm. Amuda kalkma eğlencesinin sadece sarışın güzel kızlara özel olabileceğini düşünemedim. Neyse, kahveyle idare ederiz artık.”. Anlamam için bir kaç saniye geçmesi gerekti. Ama sonrasında fotoğraf aklıma gelmişti ki Odille'inde gözleri fotoğraftaydı. Kahvesinden bir yudum aldıktan sonra tehlikeli bir öfkeye bürünmüştü bakışları. Bu tür bir olayla hiç karşılaşmamıştım. Bu duruma kızması saçma bir şekilde beni mutlu etmişti. Yinede onun tarafından bir öfke söz konusu beni panik duygusuna kapılmaya yöneltmişti. Her ne kadar suçsuz olsam bile. Chris. Seni kuzenim demeden boğazlıyacağım dostum kesinlikle! Her neyse bu duruma bir açıklık getirmek için fotoğrafların olduğu yere uzanıp altındaki başka bir fotoğrafı çıkardım. Bu fotoğrafta Chris'te vardı. Hemde sarmaş dolaş öpüşüyorlardı. Her şeyi açıklayabilecek bir kare. İlk defa Chris'in bir fotoğrafını gördüğüme sevinmiştim. Fotoğrafı elime alıp bir kaç saniye Odille'e baktım. Niye bunu yaptım bilmiyordum belki onun beni etkisi altına alan büyüsü yüzündendir ya da merakının büyümesini istediğimdendir. Fincanı tutmayan eline yavaş fotoğrafı arkasını çevirerek uzatmıştım. " Eh, sanırım amuda kalkmak gibi bir hobim yok. Daha çok insancıl şeyler yapmayı seviyorum.". Ona fotoğrafı uzatırken gereğinden fazla yaklaşmıştı yüzüm onun yüzüne. Sıcaklığını hissetmiştim. Nefesinin yüzümü okşadığı o inanılmaz anı! Fotoğrafa bakmamıştı muhtemelen bana hala kızgındı. Ancak artık kendimi tutamıyacaktım. Geri itileceğimi bile bile dudaklarımı dudaklarıyla birleştirmiştim...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Odille Amélie Rousseau
Constance Billard IV.Sınıf
Constance Billard IV.Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 90
Kayıt tarihi : 07/08/10

Şöhret
Puan: 4

MesajKonu: Geri: Yolunu Kaybetmiş Bir Melek   Paz Eyl. 05, 2010 2:17 pm

Gülmüştü! Bu iddiayı kabul ettiğini gösterirdi değil mi? Yoksa aptallığıma mı gülmüştü? Şu kararsızlıklar canımı sıkmaya başlamıştı. Sürekli şimdi ne düşünüyor kaygısı çok yorucuydu. Rahatlamaya çalışıyordum ama mümkün değildim. Diken üstünde pozisyonumu bozmadan bekliyordum öylece. Gözüm hâlâ fotoğrafta olmasına rağmen yan gözle ona bakmaktan alamıyordum kendimi. Masaya uzandığında bahsettiğim fotoğrafı alacağını sanmıştım ama o başka bir fotoğrafı seçmişti. Başka rezilliklerini görmek için can atsam da kendime engel olabildim. Mike’ın beni başından savacağı yerde hâlâ sessizliğini koruyor olması şaşırtıcıydı. Bu da beni şımarıklaştırmıştı haliyle. Tavır yapma hakkını bulmuştum kendimde. Elime tutuşturduğu fotoğrafa bakamadım. Cesaretim olmadığından mı yoksa kızgınlığımdan mıydı bilmiyorum ama onun sözlerine ve merakıma rağmen bakmadım. Ben daha kalp atışlarımı hızlandıran sıcaklığın nerden geldiğini anlayamadan başka bir şok dalgasına maruz kaldım. Dudaklarımdaki yabancı sıcaklık ve kahve tadı afallattı beni. Beynim durmuş gibiydi, hiçbir şey yapmadım. O an anladım ki yanılmışım. Önceden lafı geçtiğinde, biri bana yaklaştığında anlayıp kaçabileceğimi düşünürdüm. Ancak anlık deneyimime bakılırsa anlaşılmıyormuş. Öyle hızlı olmuştu ki, bir yandan beni büyülemişti, diğer yandan göz açıp kapayana dek öpücüğünü çalmıştı. Nasıl bu kadar hızlı olabiliyordu? Olanları anlayabilmek için birkaç saniye yetmişti. Daha sonrasını reflekslerime bırakmıştım. Reflekslerin ise öpücük hırsızlarından çok daha hızlı olduğunu herkes bilirdi. Sonsuza kadar öyle kalmak istiyordum ama reflekslerim beni dinlememişti. Çoktan fotoğrafı düşüren elimle ittim onu. Gücünü kullanabilirdi ama yapmamıştı. Kendimi uzaklaştırdığımdan emin olduğumdaysa elimdeki kahveyi fincanıyla fırlattım. Panik anındaki reflekslerimi tanıyacak kadar şey yaşamıştım. Bu nedenle bu çok da şaşırılacak bir şey değildi. Mike ne olduğunu anlayamadan kafasına fincanı ve sıcak kahveyi yiyince afallamıştı. Benim de içim acımıştı. Ona yardım etmek için uzanan elimi geri çektim. Koltuğun köşesine iyice büzüştüm. Gözlerimi sımsıkı yumdum ve feryatlarını dinledim. O olduğunu düşündüğüm tarafa doğru konuştum. Sesim olabildiğine soğuktu ama kafamdaki düşünce karmaşasının binde birini yansıtmıyordu. “Bana bir açıklama borçlusun.”
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Mike Pysean
St.Jude III.Sınıf
St.Jude III.Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 173
Kayıt tarihi : 18/07/10

Şöhret
Puan: 21

MesajKonu: Geri: Yolunu Kaybetmiş Bir Melek   Paz Eyl. 05, 2010 5:56 pm

“Bana bir açıklama borçlusun.”. Düşünebildiğim tek şey, Odille ile sadece iki kere görüşmüş olmamıza rağmen ikisindede bana şiddet uyguladığı fikriydi. Sanırım daha sonra bu durumun düzelmesi için dua etmem gerekecekti. Böyle devam ederse yüzüm bakılamayacak hale gelicekti. Kahvenin aşırı sıcaklığı kesinlike yüzümde hafifte olsa yanık izleri bırakabilecek türdendi. Bir kaç dakika içinde bir şekilde kremle müdahele etmezsem bu yanık izinin süresi daha fazlalaşabilirdi. Yinede umrumda değildi. Ani öpücüğüm yüzünden mi fincanı kafama servis etmişti yoksa fotoğraf yüzünden mi anlayamamıştım. Sebebinin fotoğrafla ilgili olması için her şeyimi verebildim. Derken omuzlarımda ki dayanılmaz acı hissi irkilmeme sebep olmuştu. Saçlarımdan, t-shirtüme damlayan lanet olası kahve damlaları bu sefer fazlasıyla canımı yakmıştı. İçimde tek bir öfke yoktu. Sadece bir burukluk vardı. Böyle durup ona bakmaya devam edersem neler olacağını kestiremiyordum. Açıklama olarak göstereceğim fotoğrafı bana fincanı fırlatırken düşürmüştü ve bir kaç adım uzağındaydı. Eğilip kendisine götürmek isterdim ama önüne geldiğimde ne tür düşüncelere kapılacağını tahmin etmek zor değildi. Mahçup, acı çeken bir sesle, " Önündeki fotoğrafa bakabilirsin. Kuzenim, Chris.". O harekete geçmeden önce arkamı dönüp oturduğumuz odaya yakın olan banyoya girip t-shirtümü çıkarmıştım. Yüzüme ve yanık hissettiğim yerlerime su tutarken fincanın kırıldığı yerde, alnımda hafif kan izini görebiliyordum. Acı çekmiyordum, en azından fiziksel bir acım yoktu. Hissettiğim şey duygusaldı. Belki benim düşüncesizliğimin sonuçlarıydı bunlar ama aklım duygularıma karışmıştı ve yaşadıklarımı reddedilme olarak algılıyordum. Yanıklarımı hissedebiliyordum ama benim için bir şey ifade etmiyor gibilerdi. Sadece küçük bir rahatsızlık, benim olmayan bir rahatsızlık gibi. Suyun verdiği ferahlatıcı etkiyi geri tepemiyordum. Küvetin yanına gidip duşluktan suyu kendime tutmuştum. Etrafı ve ıslanmaması gereken yerlerimi ıslatmamaya özen göstererek soğuk suyu vücuduma serpmiştim. Sonunda küvetin kenarına oturup ne yapmam gerektiğini bilmeyerek beklemeye başlamıştım. Odille fotoğrafı gördükten sonra ne düşünecekti? Acaba yumuşarmıydı? Yoksa bana sapık gözüyle bakıp çekip gider miydi? Bunu yapmaması için gidip ona yalvarabilirdim fakat bunu yaparsam hakkımda düşündükleri kesinlikle sapıklık yoluna sapıcaktı. Berbat durumdaydım, belki küçük bir şey olarak gözükebilirdi tarafsız olarak düşünürsek fakat hayatımda yaptığım en salakça şeyi yapmış gibi hissediyordum. O beni belki incitmiş olarak görünüyordu ancak ben tam tersi şekilde onu incittiğimi düşünüyordum ve bu fikir kendimden nefret etmem için yeterli bir sebepti... Ağlayabilirdim, fakat ağzımdan istemsiz olarak acı inlemeler çıktığını gördüm. Belki yanıklar yüzünden ama benim için tamamen Odille içindi. Derken banyonun kapısının oynadığını duydum. Kapıya ters olarak kuvetin kenarında oturuyordum Odille'in gelip gelmediğini kestirememiştim. Beklemenin en iyi fikir olduğuna karar kılmıştım.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Odille Amélie Rousseau
Constance Billard IV.Sınıf
Constance Billard IV.Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 90
Kayıt tarihi : 07/08/10

Şöhret
Puan: 4

MesajKonu: Geri: Yolunu Kaybetmiş Bir Melek   Paz Eyl. 05, 2010 7:44 pm

Acı dolu bir ifadeyle fotoğraftan bahsettiğinden inanılmaz bir vicdan azabı duymuştum. Mantığım haklı olduğum konusunda ısrarcıydı ama yüreğim onun seslerini duydukça sızlıyordu. Sonunda dayanamayıp bahsettiği fotoğrafı gördüm. Elimi uzatsam alabileceğim uzaklıktaydı ama o varken buna cesaret edemezdim. Niye böyle aptallıklar yapıp duruyordum? Ne vardı biraz kontrollü olsaydım? Benim şiddet yanlısı biri olduğumu düşünecekti. Bundan önceki görüşmemizde –ona da görüşme denirse- yediği tokada eklenince gayet psikopatça duruyordu bu fincan saldırısı. Ama bilmiyordu ki onun tenini yakan, beni de kavuruyor. Zaten bilmemeliydi. Kafasına fincan attığım adama bunları söyleyemezdim. Ben gözümü fotoğraftan alamayıp duygularımla savaşırken o ortadan kaybolmuştu. Nereye gitmişti? Herhalde bütün gün öyle kahveli yanıklarla durmasını bekleyemezdim. Büyük ihtimalle az ötedeki kapısı aralık odaya gitmişti. O gidince fotoğrafa uzanan elimi durduracak iradem kalmamıştı. Fotoğrafı kendime yaklaştırınca kendimi en yakın uçurumdan atasım gelmişti. Hem sebepsiz öfkemin, hem de uğradığım şokun etkisiyle neler yapmıştım. Oysa o suçsuz sayılırdı. Fotoğrafta aynı sarışın kızla yiyişen Mike değildi. En başından beri o olmadığını biliyordum. Bunu haykırmak istedim. Ancak ardından neden kafamı patlattın sorusu geleceği için sustum. Hayatım boyunca çok az çaresiz olduğumu fark etmiştim. O an ise her hücremde hissediyordum çaresizliği. Ne yapacaktım? Az önceki hesap soran halimden eser kalmamıştı. Dokunsan ağlayacak derler ya hani, aynen öyleydim. Sersem sersem ayağa kalktım. Onun varlığını hissettiğim odaya doğru ilerlerken bale pabuçlarımı çıkarıp fırlattım bir köşeye. Yalın ayaklarla sessizce içeri süzüldüm. Kapıyı kapatma gereği duymadan kanatlarımı çıkarıp duvarın birine yasladım. Tenezzül etmediğinden mi bilinmez, bana doğru bakmadı bile. Üzüntü açısından kahrolma seviyesine çok yaklaştığımdan zaten dolu dolu olan gözlerimdeki yaşları tutamadım. Ortam ıslak olduğundan çok fark edilmezdi umarım. Mike’ın hemen karşısında dizlerimin üstünde durdum. Kulağına yaklaşarak hıçkırıklarla karışık fısıldadım. “Meleğinin kanatları koptu. Ve senden özür diliyor.” Onun bakışlarına eşlik ederken acı dolu bir gülümsemeyle yüzüne yaklaştım. Önce alnındaki yarayı titreyerek öptüm. Sonra kahvenin sıçrayıp yaktığı yüzüne öpücükler kondurdum yavaşça. İyileştirmeyeceğini biliyordum ama inanılmaz bir zevk veriyordu. Öyle heyecan vericiydi ki kalbimin durduğunu söyleyebilirdim. İki elim de onun çıplak göğsünün üzerindeydi. Kalp atışlarını avucumda hissetmek, elimi bir hoparlörün üstüne koymamla hemen hemen aynıydı. Suyun soğukluğundan mı adrenalinden mi ayırt edemediğim bir titreme vardı vücudumda. En son ıslak dudaklarına bir öpücük kondurdum. Sonra geri çekilip gözlerine baktım. Tek beklediğim bir ‘Affettim.’di.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Mike Pysean
St.Jude III.Sınıf
St.Jude III.Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 173
Kayıt tarihi : 18/07/10

Şöhret
Puan: 21

MesajKonu: Geri: Yolunu Kaybetmiş Bir Melek   Paz Eyl. 05, 2010 8:31 pm

Bir kaç adım ötemde dizlerinin üstünde durmuştu Odille. Onu gördüğümde her zaman hissettiğim o değişik dalgayı içimde yaşamıştım. “Meleğinin kanatları koptu. Ve senden özür diliyor.”. Meleğim. O kadar hoşuma gitmişti ki bu söz... Kafamın içerisinde saniye içerisinde yüzlerce kez dinlemiştim. Sonsuza kadar dinleyebilirdim. Soğuk suyun verdiği ferahlamadan bile daha iyidi bu rahatlama hissi. Ben çekip gideceğini düşünüp kafayı yerken bir özür dileği almak... Gözlerinden gözlerimi çekemiyordum. Çekmiyecektimde. Bu sefer olmaz. Alnımda ki kanaması yavaş yavaş durmuş yarama ve yüzümdeki yanıklarıma küçük öpücükler hediye etmişti. Acılarından eser kalmamıştı sanki. Kafama bir fincan sıcak kahve yemiştim ama bu öpücüklere değerdi sanırım, Chris sana küfür etmekten vazgeçebilirim sanırım. En azından bir kısmından. Daha sonra iki elini çıplak göğsümde gezdirmişti. Zaten deli gibi atan kalbimin atışları duyulabilecek kadar hızlanmıştı. Ki meleğim onu avuçlarında hissedebiliyordu. Hafif bir titreme geçmişti Odille'in vucudunda hissedebilmiştim. Daha sonra dudaklarıma bir öpücük kondurup geri çekilmişti. Öpücüğün bitmesini istemiyordum. En çok arzuladığım şeyin küçüçük bir parçasını almaktı. Gözleri gözlerimi yeniden bulmuştu. Affettin mi diyen bakışları vardı. İçim sızlamıştı. Onu mutsuz görmekten nefret etmiştim. Sebebi olan bendende bir kez daha nefret etmemek için bir şeyler yapmalıydım. Aklımda bir fikir vardı. Madem küçük bir oyunla başlamıştık, şımarık bir şeyler yapmak o kadar kötü olmazdı. Neşesinin yerine geleceğini düşünüyordum. Küvete bir bakış atıp suyun doluluk oranını kontröl etmiştim. Açık bıraktığım için çeyreğinden biraz fazlası suyla doluydu. Düşersem canımın acımayacağı türden diyelim. Benim için önemli olan buydu. İşte plan. Küvetin kenarından ayağa kalkmıştım. Odille'e de elimi uzatıp kalkmasına yardım etmiştim. Anlamayan gözlerle bakmaya başlamıştı bile. Bir şeyler diyecekmişim gibi ağzımı açtıktan sonra tekrar kapadım. Odille'i biraz kendime yaklaştırdan sonra küvete kasıtlı olarak takılıp küvetin içine düşmüştüm. Düşündüğüm gibi Odille küvetin kenarından bana bakmak için telaşlı gözlerle gelmişti. Duşluğu elime alıp yüzüne su fışkırtmıştım ve sonra doğrulup onu da küvetin içine çekmiştim yüksek kahkahalar atıyordum. Onuda en az benim kadar ıslatmıştım. Beni küvetin içine düşürmüştü oda tam olarak düşmemişti ama yüzü yüzüme çok yakındı. Dudaklarına tekrar yapıştım ve nefessiz kalana kadar öpmüştüm pürüzsüz dudaklarını. Bu onu ıslattığım için beni affetmesi için yeter miydi bilmiyordum ama benim için her şeyi affetirebilecek bir şeydi. Kulağına yaklaşıp, " İzin ver meleğimin kanatları ben olayım. Sana aşığım Odille. Seni gördüğünden beri bu adamın aklından tek saniye çıkmadın. "...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Odille Amélie Rousseau
Constance Billard IV.Sınıf
Constance Billard IV.Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 90
Kayıt tarihi : 07/08/10

Şöhret
Puan: 4

MesajKonu: Geri: Yolunu Kaybetmiş Bir Melek   Ptsi Eyl. 06, 2010 1:30 pm

Domuz! Ben tüm duygusallığımla orada cevap beklerken, oyunlarımla şımarttığım Mike bana oyun oynamıştı! Ayağa kalkıp konuşacakmış gibi yaparken ben de ciddi bir şey söyleyecek sanıyordum. Anlaşılan oyun modundaki tek kişi bugün ben değildim. O küvete düştüğünde benim yaşadıklarımı biliyor muydu? Ayağa takıldı sanıp yüreğim ağzıma gelmişti. Bir gün ona bir şey oldu kaygısından kalp krizi geçirecektim sanırım. Yediğim tazyikli su da cabasıydı. Ancak kabul etmeliyim ki, sırılsıklam olmaktan hiç bu kadar zevk aldığımı hatırlıyorum. İster istemez attığım kahkahalara rağmen ilk fırsatta kafasını suya batıracaktım. Duşluğu elinden bırakır bırakmaz amacım için hamle yaptım ama o benden önce davranmıştı. Öyle uzun öpmüştü ki beni, bir an öperek öldürmek istiyor sanmıştım. Ciğerlerim isyan ederken ayrıldığımızda derin bir nefes alabildim. Hemen ardından gelen sözler ise garip bir duygu dalgasına sebep olmuştu. Hani böyle için gıcıklanır ama mutluluktan uçarsın ya. Bir de kalbin yarış atlığına soyunur, aynen öyleydi. Boynuna atlama isteğime karşı koyarak güldüm. Hâlâ soluk alış verişlerimi düzene koyamasam da konuştum. “Sen her âşık olduğun kızı boğmaya mı çalışırsın?” O tatlı bakışlar üzerine kafasını küvete gömme planlarım uçup gitmişti. İstediğimi almıştım değil mi? Ne yazık ki ne hasta olmak istiyordum ne de Mike’ın yeni bir banyo yaptırmak zorunda kalmasını. Mike’a beklemesini söyleyen bir işaret yapıp ayağa kalktım. İzlediğim yoldan kanatlarımı ve bale pabuçlarımı aldım. Onun yatak odasını bulmak zor olmamıştı. Aradığını çabuk bulabilen keskin gözlere sahip olsam da bu dağınıklıkta bundan şüpheliydim. Bir ara bu eve hizmetçi girmeliydi. Çekmeceleri karıştırmaya başladım ve Mike’ın bunu merakım yüzünden yaptığımı düşünmemesini umdum. Maalesef becerememiştim ve onun yardımına ihtiyacım vardı. Üstümden akan sularla bıraktığım izi takip ettim ve banyodaki dolaptan ona bir havlu çıkardım. Biri o kadar suyla bir daha oradan geçerse parkeler kesinlikle kalkardı, bunu hanım kız olduğum için değil, annemin her duştan sonra en az beş kere hatırlatmasından dolayı biliyordum. Şaşkınlıkla en üstteki havluyu çıkardım. Açarak Mike’a doğru tuttum ve kahkahalarla ona Bugs Bunny’nin yüzünü gösterdim. Bu yaşta hâlâ Bugs Bunny havlu kullandığı fikri beni kahkahalara boğuyordu. Kurulanması için havluyu ekşimiş suratına attım ve yeni bir kahkaha seliyle karışık konuştum. “Melekler çabuk hasta olurlar ve kuru kıyafetlere ihtiyaçları vardır!” Arkamdaki kapı açılırken ben hâlâ kıkırdamalarımı bastıramıyordum.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Mike Pysean
St.Jude III.Sınıf
St.Jude III.Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 173
Kayıt tarihi : 18/07/10

Şöhret
Puan: 21

MesajKonu: Geri: Yolunu Kaybetmiş Bir Melek   Salı Eyl. 07, 2010 12:35 pm

Aha! Bu kadar karmaşanın arasında kirli çamaşırlarımı bulmuştu sonunda Odille. Saygı duyulması gereken bir araştırma. Bugs Bunny'li havlum. Ne düşünüyordu acaba? Bugs'ın benim için çok karizmatik bir tavşan olduğunu ve havuca bayıldığımı falan düşünüyor olsa gerek. Duyduğum yüksek sesli kahkahaları bu düşüncemi destelekleyecek biçimdendi. Havluyu yüzüme atıp yeni bir kahkaha dalgasına kapılmıştı. Çizgi filmlerden ve animasyonlardan hoşlandığım doğrudur fakat bu olay yıllar önceydi. Havluyla saçımı hızlı şekilde kuruladım. Omuzlarıma dostum(!) Bugs'ı asmıştım. “Melekler çabuk hasta olurlar ve kuru kıyafetlere ihtiyaçları vardır!” . Onu ısırmamak için kendimi tutmam gerekti aslında. Çok fazla tatlıydı ıslak haliyle. Bir rüya gibiydi, sanki gerçekten meleğin büyüsüne kapılmış gibi yaşıyordum. Her an uyanabilirmişim gibi. Aslında o fincan kahvenin acısını hissetmeseydim gerçekten rüyada olduğumu falan sanabilirdim. Özellikle bir kaç günlük uykusuz gecelerimi göz önünde bulundurursak bir koltuğun, tezgahın ya da en kötü yere düşüp uykusuzluk komasına girmiş olabilirdim. Odamın bir kenarında küçük bir ayna gözüme çarpmıştı. Yüzüme baktığımda yanıklara bakmamaya çalışıyordum, yinede göz attığımda o kadar ciddi bir hale gelmedikleri içimi rahatlatmıştı. Gözlerim ağrımıyordu şükürler olsun ki. Arada sırada görüşüm bozuklaşıyor, bulanıklaşıyordu. Bir göz doktoruna görünsem hiç fena olmazdı fakat hastahaneye girdiğim gibi beni detaylı bir check-up'a sokacaktırlar. Sonuçlar geldiğinde doktorların yüzündeki azarlayıcı ifadeyi görebiliyordum. En kötüsü kahveyi bana yasaklayacaklardı. Uykusuzluğumun sebebi kahve değildi, kahve uyanık kalmam gereken zamanlarda yanımdaydı. Eh, Odille'e dönme zamanı. "Bugs Bunny'li t-shirtüm olsaydı kesinlikle onu senin üstüne geçirirdim tavşan meleğim. ". Maalesf yoktu, gerçekten bir an için olmasını istemiştim. Gardolabıma gidip içine baktığımda şaşırtıcı bir manzarayla karşılaşmıştım. Kıyafetler askıya asılı durumdaydı, gelişi güzel etrafa saçılmış değildi. Yinede odanın bu hali gardolabın düzenliliğine hiç mi hiç yakışmıyordu. Ona büyük geleceğinden emin olduğum düz beyaz bir t-shirt buldum. Altına ne vermeliydim? Pantolon? Hayır, çok bol gelirdi. Genellikle uyurken giydiğim penye açık mavi bir şort, onu da beyaz t-shirtün yanına bıraktım. Geçen senelerimde giydiğim bir şorttu bana küçük geliyordu onu bulmam büyük şanstı. Fakat yinede ona olacağını sanmıyordum. İdare edebilirdi umarım. " Bebeğim, kesinlikle odama Odille'im için gardolap almalıyım. İdare edebilirsin umarım. Pek yılın modasına uymayacaklar ama kendi modanı yaratmakta işine yarayacaktır. Garbolabıma bakabilirsin beğenmediysen seçimimi.. Kahkaha atmıştım. Bakışlarını gördüğümde odadan çıkmam gerektiğini anlamıştım. Sinsi bakışlarımın arasında odadan oldukça yavaş adımlarla çıkmıştım Odille'e bakarak. Salona geçip etrafı biraz toplamaya başlamıştım Odille'i merakla beklerken. Bir melodi mırıldanıyordum. Odille'i Jazz klübe taşıdığım an ki çalan müzik. Her ne kadar unutmak istesemde o müziğin benim için bir anlamı var gibiydi. Belki oda hatırlar diye düşünmüştüm ama bu saçma bir fikirdi, Odille yarı baygındı o sırada...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Odille Amélie Rousseau
Constance Billard IV.Sınıf
Constance Billard IV.Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 90
Kayıt tarihi : 07/08/10

Şöhret
Puan: 4

MesajKonu: Geri: Yolunu Kaybetmiş Bir Melek   Salı Eyl. 07, 2010 1:40 pm

Bugs Bunny vakasına hâlâ kıs kıs gülerken onu beklemek kadar eğlenceli bir şey yoktu. Her yeri ıslattığımı saymazsak tabii. Aslında Mike’ın aramayı bitirmesini beklerken kuruduğum da söylenebilirdi. Hapşırmaya başlamıştım. Hasta olursam çekeceği vardı benden. Evine çöreklenip bütün nazımı gösterecektim ona. Belki bu bir dahaki sefere beni ıslatmak istediğinde iki kere düşünmesini sağlayabilirdi. Mike aradığını bulduğunda içimden güldüm. Onun sözlerini takip eden kahkahalardan sonra şöyle bir baktım kıyafetlere. Bana hayli büyük geleceklerini anlamak için denememe gerek yoktu. Onun sinir bozucu kahkahalarına kulak asmamaya çalışarak çıkmasını söyleyen bir bakış fırlattım. Kaplumbağa benzeri bir tavırla yavaş yavaş dışarı çıkmasını beklerken elim mahkûm bekliyordum. Üzerime değiştirmezsem zatürre olacağım kesindi. Ölmek için çok gençtim, hele de saçma bir sebepten ve mutluluğu tattığım bir zamanda. Trajedi senaryolarını bırakıp kapının kapalı olduğundan emin oldum. Ardından elime alıp inceledim beyaz tişörtü. Hâlâ ıslak olan kostümü çıkarıp yatağın kenarına koydum ve bana uygun görülen kıyafetleri giymeye çalıştım. Sonuç felaket gülünçtü: sol omzumu açıkta bırakan tişörtün içinde yüzüyordum denebilirdi. Şort için de aynısı geçerliydi. Aslında şort, tişört yüzünden neredeyse görünmüyordu. Küçük kız çocuklarına benzemiştim. Büyük kısmı açıkta kalan bacaklarım donuyordu. Kısmen kurumuş saçlarımı omzumun gerisine döküp dövmenin büyük kısmını kapattım. Dikkat edersem Mike görmezdi. Neden sakladığımı da bilmiyordum ama bana büyük rahatsızlık veriyordu dövmenin açığa çıkması. Ve çıkmaması için elimden geleni yapacaktım. Hazırlanırken çok hafif bir makyaj yapmam iyi olmuştu. Su daha doğal ve parlak yapmıştı yüzümü. Daha ağır bir makyajla hortlağa dönüp onu korkutabilirdim. Kaçışını hayal etmek güldürdü beni. Bezmiş bir ifadeyle salona geçtiğimde Mike ortalığı toplamaya çalışıyordu. Mırıldandığı melodiye kaptırmıştı kendini, beni fark etmemişti. Salonun girişindeki duvarlardan birine omzumu yasladım ve alaycı bir tavırla konuşmaya başladım. “Gerçekten moda defilelerine yaraşır bir görünüme sahibim.” Yolda görseler serseri deyip içeri atabilirlerdi. Tamam, belki o kadar abartmazlardı ama buna yakın bir şeyler olacağından emindim. Mike arkasına döndüğünde kahkahalara yalnızca birkaç saniye kaldığını biliyordum.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Mike Pysean
St.Jude III.Sınıf
St.Jude III.Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 173
Kayıt tarihi : 18/07/10

Şöhret
Puan: 21

MesajKonu: Geri: Yolunu Kaybetmiş Bir Melek   Salı Eyl. 07, 2010 2:42 pm

“Gerçekten moda defilelerine yaraşır bir görünüme sahibim.” . Melodiye kendimi biraz fazla kaptırmış mırıldanırken, sesiminde normalden yüksek çıktığını ancak Odille'in konuştuğunda anlamıştım. Merakla dönüp omzunu duvara yaslamış amerikan rapçilere benzeyen sevgilime bakıyordum. Fazlasıyla gülesim gelmişti. Eğer bir kere kahkaha atmaya başlarsam sabaha kadar katıla katıla gülebileceğimi düşünüyordum. Hatta yerlere bile düşebilirdim. Başka biri olsa ağzımı bile açmazdım ama o Odille'idi! Dakikalar önce suda boğduğum meleğim. Kılık değiştirip şimdi rapçilere özenmişti. Oldukça bol gelen t-shirtüm tek omzunu nerdeyse tamamen açıkta bırakmıştı, yeni kurumuş saçlarını omzunun çıplaklığını korumak için o tarafa atmıştı. T-shirtün büyüklüğünden nerdeyse penye şort gözükmüyordu bile. Ama nerden bilebilirdi meleğim, bana gelirken en azından iki üç kostümle gelmesi gerektiğini. Hiç eğlenmediğim kadar eğlenmiştim, tabii soğuk suyu biraz fazla kaçırıp ikimizden birinin hasta olabilme ihtimali aklıma gelip endişelenmiş olsamda. Ah, içime bir kurt düşmüştü aslında. Ya hasta olursa? Kesinlikle benim saçma şımarık eğlencelerimin yüzünden olucaktı. Ama ses tonu beni rahatlatmıştı, dalga havasındaydı yine. Bu sefer dalga konusu kendisi olunca daha çok eğlenmiştim açıkcası. Sonunda kendimi tutamayıp bir kahkaha patlamasına girmiştim. Yere düşebilirdim belki de gerçekten? Kızacağını biliyordum Odille'in ama kızdırmak hoşuma gidiyordu. Gerçi kızınca ne yapacağı belli olmuyordu. Bakarsın bu sefer sandalye kırardı kafamda? Gülme krizinin biraz sakinleştiği zaman yanına gidip elini alıp dans ediyormuşçasına onu döndürdüm. Kıyafetlerinin nasıl olduğuna bakmak içindi tabii ki. Bu yaptığım daha çok gülmeme sebep olmuştu. Arkasından elimi beline sarmıştım. Saçlarını diğer tarafa atıp açık boynuna küçük öpücükler kondurmuştum, belkide güldüğüm için beni affetmesi için. Açık kalan omzunada bir kaç küçük öpücük bırakmıştım. Ki sırtındaki tuhaf bir şeyler dikkatimi çekmişti. Beyaz t-hsirtünün altından koyu bir rengin olduğunu görmüştüm. Merağıma yenik düşüp t-shirtünü aralayabilirdim fakat dozu kaçmış bir hareket olmasından korkmuştum. Merakla, ona sarılı halde " Sırtında ki nedir? Dövme falan mı?".
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Odille Amélie Rousseau
Constance Billard IV.Sınıf
Constance Billard IV.Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 90
Kayıt tarihi : 07/08/10

Şöhret
Puan: 4

MesajKonu: Geri: Yolunu Kaybetmiş Bir Melek   Salı Eyl. 07, 2010 7:25 pm

Gülme krizinin sinir bozucu etkilerinin hafiflemesini beklerken, asık yüzümün negatif enerjisini alaycılığımla kolaylıkla örtüyordum. Bu kadar gülmek zorunda mıydı sanki? Gülüşü o kadar hoşuma gitmese tekrar elime geçen ilk şeyi kafasına fırlatabilirdim. Yüreğim elvermezdi belki ama reflekslerime söz geçiremiyordum. Hızlı reflekslerin hayat kurtardığına iki kere şahit olmuştum, tam iki kere. Reflekslerim olmasaydı şu an hayatta olmayacağımı bildiğim için ne onlara kızıyordum ne de kendime. Bu tatsız anıyı zihnimin kuytu köşelerinden birine fırlattığımda onun sakinleştiğini görmek benim memnuniyetimi arttırdı. Ne yazık ki o modelini inceleyen modacı edasıyla beni çevirirken arkası kesilmeyen kahkahalar artınca tekrar eski halime döndüm. Asıl benim ona kızmam gerekiyordu beni ıslattığı için. Tam bir fırça çekmek üzereydim ki, af olarak kabul etmemin beklendiği öpücüklerle yumuşadım. O kadar tatlıydı ki öfkelenmeme bile engel oluyordu. Bozuk gülümsememle kafamda nazlı replikler yazarken şom ağızlılığım tutmuştu. Çok ama çok kısa bir süre önce aklıma gelen nahoş düşünce nasıl bu kadar çabuk gerçekleşebilir? Ya tanrısal güçlerim vardı, ya lanetlenmiştim, ya da en mantıklı olarak şom ağızlılığın doruklarındaydım. Beni saran kollarının arasında maruz kaldığım soru beni ister istemez tedirgin ediyordu. Bir ara aklımdan dilimin kopmasıyla ilgili bir lanet geçti ama çabucak kafamdan sildim. Gerçekleşmesi fikri çok dehşet vericiydi çünkü. Tereddüt ettiğimi anlamasın diye çabucak kesin bir cevap vermem gerektiğini düşündüm. Klasik bir yöntemle, akla gelen ilk mazereti uydurmaya başvurmaya karar verdim. Genellikle en inandırıcı seçenek bu olurdu. “Eski bir hevesin eseriydi işte. Boş versene. Hadi işe koyulalım bakalım. Akşama kadar pırıl pırıl olacak bu ev. Sen de bana yardım edeceksin tabii.” Huzursuzca sıyrıldım kollarından. Sonra kendimi gülmeye zorlayarak tişörtü çekiştirdim ve temizlik malzemesi arayışına giriştim. Bazen fiziksel yorgunlukların derin düşünceleri erteleyebileceğini bilecek kadar deneyimim olmuştu çünkü.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Mike Pysean
St.Jude III.Sınıf
St.Jude III.Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 173
Kayıt tarihi : 18/07/10

Şöhret
Puan: 21

MesajKonu: Geri: Yolunu Kaybetmiş Bir Melek   Cuma Eyl. 10, 2010 10:29 am

Rp Bitmiştir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Yolunu Kaybetmiş Bir Melek
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Gossip Girl R-Play :: New York City :: Manhattan-
Buraya geçin: